aile draması

Gölgesiz Yarınlar

8 dakikalık okuma · 1512 kelime

Zeynep, pazar sabahlarının o huzurlu sessizliğini, kocasının yanı başında soluduğu derin nefeslerle bölmeyi severdi; henüz bu huzurun bir illüzyon olduğunu bilmiyordu. Murat’la sekiz yıllık evlilikleri, dışarıdan bakan herkes için kusursuz bir tabloydu. İkisi de başarılı mimarlar, birbirlerine âşık, ortak hayalleri olan modern bir çifttiler. En azından Zeynep öyle sanıyordu. Son birkaç ay, annesinin ani kaybıyla Zeynep için bir sis perdesine dönüşmüş, acısı ruhunu ilmek ilmek örmüştü. Murat, bu zorlu süreçte onun en büyük dayanağı, sığınağı olmuştu. Geceleri uykusuz kaldığında ona sarılır, “Yanındayım, atlatacağız,” diye fısıldardı. Zeynep, kocasının bu şefkatli kollarına sığınıp, dünyanın tüm kötülüklerinden uzakta olduğuna inanmak istiyordu.

Annesinin vefatından yaklaşık bir ay sonra, Zeynep’in çocukluk arkadaşı Selin, yıllar sonra ani bir kararla İstanbul’a dönmüştü. Selin, yurt dışındaki işleri pek de iyi gitmediği için bir süredir zorlanıyordu. Zeynep, en iyi arkadaşının yeniden hayatında olmasına sevinmişti. Selin, Zeynep’in annesinin cenazesine gelememiş olsa da, döndüğünden beri ona büyük destek olmuş, Zeynep’i dağılmış evinden çıkarıp hayata tutunmaya zorlamıştı. Zeynep, onun bu çabasını, yılların dostluğuna duyduğu vefa olarak görüyordu. Selin’in işsiz kalması Zeynep’i üzüyordu ve bir akşam yemeğinde Murat’a bu konudan bahsetti. Murat, her zamanki cömertliğiyle, “Bizim ofiste küçük bir pozisyon açığı var, Selin’in grafik tasarım bilgisi işimize yarar,” dedi. Zeynep, kocasının bu duyarlılığına bir kez daha hayran kalmıştı. Selin, bu teklifi minnetle kabul etti ve kısa sürede Murat’ın mimarlık ofisinde işe başladı.

İlk haftalar, her şey olması gerektiği gibi görünüyordu. Selin, işine dört elle sarılmış, Murat da ondan oldukça memnundu. Zeynep, en sevdiği iki insanın birlikte çalışmasından mutluluk duyuyordu. Hatta bazen üçü beraber öğle yemeğine çıkıyor, ofiste küçük kutlamalar yapıyorlardı. Ancak zamanla, Zeynep’in içinde anlamlandıramadığı küçük bir sızı baş göstermeye başladı. Murat, eve geç gelmelerini “yoğunluk” ya da “yeni proje” gibi bahanelerle açıklıyor, ama artık gözlerinin içi eskisi gibi parlamıyordu. Telefonu hep yanında, mesaj geldiğinde hemen ekranı kapatan bir hale gelmişti. Zeynep, bu değişiklikleri annesinin acısıyla ilgili kendi hassasiyetine yordu. Belki de fazla alınganlaşıyordu, belki de bu acı onu paranoyak yapmıştı. Murat’ın kendisini aldattığını düşünmek, aklının alabileceği en son şeydi. Onların aşkı, her fırtınaya göğüs germiş, zamanın ve yaşamın testlerinden geçmişti.

Bir akşam, Selin’in bir eşyasını Murat’ın arabasında buldu Zeynep. İnce, gümüş rengi bir toka. Selin’in saçlarında sıkça gördüğü, küçük ama belirgin bir aksesuardı bu. “Belki de toplantıda düşürmüştür,” diye geçirdi içinden. Ama parmağındaki yüzüğü okşarken hissettiği buz gibi soğukluk, o gece onu uyutmadı. Ertesi sabah, Murat duştayken, komodinin üzerindeki telefonuna gelen bir bildirim dikkatini çekti. Kilit ekranında, Selin’den gelen bir mesajın önizlemesi belirmişti: “Bugünkü sunum harikaydı, kutlamamız lazım, sensiz olmaz.” Basit bir iş arkadaşı mesajı mıydı bu? Yoksa altında yatan başka bir anlam mı vardı? Zeynep, içgüdüsel olarak telefonu eline aldı. Kilitliydi. Parmak iziyle açmayı denedi, ama Murat’ın parmağı olmadan imkânsızdı. Yüreğine bir şüphe tohumu ekilmişti.

Zeynep, gün geçtikçe daha dikkatli gözlemlemeye başladı. Murat’ın kıyafetlerinde değişen bir parfüm kokusu, anlamsız gülümsemeler, hatta Selin’le aralarındaki o sessiz, görünmez çekim… Bunlar, aşkla bakan bir çiftin arasındaki tutku olamazdı. Bir öğle yemeği için ofise gittiğinde, Selin’i Murat’ın odasında buldu. Ofis kapısı aralıktı, ikisi de birbirlerine çok yakın duruyor, bir proje dosyasına bakıyor gibi yapıyorlardı. Ama Selin’in gülüşü ve Murat’ın ona bakışları, Zeynep’in daha önce görmediği bir samimiyet taşıyordu. O an hissettiği şey, bir soğuk dalga değil, içten içe yanan bir buz kütlesiydi.

Geceler, Zeynep için bir işkenceye dönüşmüştü. Uyku hapları dahi işe yaramıyordu. Murat’ın uyuduğundan emin olduğunda, yorganı usulca kaldırıp kocasının çantasını, cüzdanını kontrol etmeye başladı. İlk başta bir şey bulamayınca rahatladı, kendini suçladı. Ama sonra cüzdanın gizli bir bölmesinde, bir otel kartı buldu. Kartta tanıdık bir otel logosu vardı, şehrin iş merkezlerinden birinde, lüks bir butik otel. Hemen telefonundan otelin rezervasyon sistemine girdi. Kartın üzerindeki tarihler, Murat’ın “iş seyahati” bahanesiyle iki günlüğüne şehir dışına çıktığı tarihlere denk geliyordu. Üstelik otelin konumu, toplantı yaptığını söylediği yerden kilometrelerce uzaktaydı.

Nefesi kesildi. Zeynep’in zihnindeki sis perdesi kalkmış, gerçeğin buz gibi yüzüyle karşı karşıya kalmıştı. Gözleri dolmadan, sadece titreyen elleriyle kartı yerine koydu. Artık şüphe yoktu. Ama bu kadarla yetinmeyecekti. Bu sadece bir otel kartıydı. Ya Selin? Arkadaşı olan Selin?

Zeynep, ertesi gün Murat işteyken, onun bilgisayarını açmaya karar verdi. Şifresi basitti, doğum tarihleri. Her zaman kullandığı şifreydi bu. E-postaları, mesajlaşma uygulamaları… Her şeyi inceledi. Ve sonunda, aradığı kanıtları buldu. Murat ve Selin’in gizli bir yazışması. Aylardır süren flörtöz mesajlar, gizli buluşmalar, hatta “Zeynep’e belli etmeyelim, o zaten annesinin acısıyla uğraşıyor” gibi cümleler. Gördüğü her kelime, ruhuna saplanan bir bıçak gibiydi. Ama en büyük darbe, annesinin vefatından sonra Selin’in kendisine gönderdiği, “Seninleyim canım arkadaşım, bu zor günleri beraber atlatacağız,” şeklindeki samimi mesajların hemen yanında, Murat’la yaptıkları kaçamak planlarını görmesiydi. İhanetin boyutu, Zeynep’in tahayyül sınırlarını aşmıştı. Sadece kocası değil, en yakın arkadaşı da bu oyunun bir parçasıydı. Üstelik bu alçakça ilişki, Zeynep’in en savunmasız, en kırılgan olduğu dönemde başlamıştı. Annesinin yasını tutarken, onlar Zeynep’in sırtından zevk ve gizem devşiriyorlardı. Bu, affedilemez bir ikiyüzlülüktü.

Zeynep, o an düşmanlarının kim olduğunu anladı. Bu oyunda figüran olmayacaktı. Histerik bir kriz yerine, içindeki acı tarifsiz bir soğukkanlılığa dönüştü. Öfke değil, tiksinti hissediyordu. Şimdi ne yapacağını biliyordu. Bu iki insana, verdikleri zararın boyutunu sonuna kadar hissettirecekti.

Bir hafta sonra, Zeynep sakinliğini koruyarak bir akşam yemeği planladı. “Annemin kırkı çıktı, biliyorsunuz. Artık biraz daha iyi hissediyorum. Sizinle keyifli bir akşam yemeği yemek istedim,” dedi Murat’a. Murat sevinmişti. Selin’i de çağırmasını istedi. Selin, biraz tereddüt etse de, “Harika fikir canım,” diyerek kabul etti. Zeynep, kendisinin de iş ortağı olduğu, şehrin en gözde restoranlarından birini seçti. Rezervasyonu yaparken, masanın özellikle orta alanda, diğer masalara yakın olmasını rica etti.

O akşam, Zeynep özenle hazırlandı. Siyah, şık bir elbise giydi, hafif bir makyaj yaptı. Aynadaki yansıması, dışarıdan bakıldığında dingin, zarif bir kadın profili çiziyordu. Ama gözlerinin derinliklerinde fırtınalar kopuyordu. Restorana ilk gelen Zeynep oldu. Sakin bir şekilde masasına oturdu, menüyü inceledi. Birkaç dakika sonra Murat ve Selin, neşeli bir sohbetle içeri girdiler. İkisi de Zeynep’i görünce gülümsedi. “Canım, ne kadar şık olmuşsun!” dedi Selin, Zeynep’i yanağından öperken. Zeynep’in midesi bulandı ama gülümsemesini bozmadı.

Yemek, başlangıçta sıradan bir sohbete sahne oldu. İşlerden, projelerden, Selin’in yeni işindeki başarısından bahsedildi. Zeynep, onların yalanlarını dinlerken, içinde yükselen tiksintiyle boğuşuyordu. Gözleri, Selin’in parmağındaki ince, gümüş bir yüzüğe takıldı. Tıpkı Murat’ın ona yıllar önce aldığı ve Selin’in çok beğendiğini söylediği türden bir yüzüktü.

Ana yemekler servis edildiğinde, Zeynep elini masaya vurdu. Çatalının sesi, etraftaki diğer konuşmaların arasından sıyrılıp duyuldu. Murat ve Selin irkildi. “Bir şey mi oldu canım?” diye sordu Murat, endişeyle.

Zeynep, başını kaldırdı. Gözleri, Murat’ınkilerle kesişti. Sonra yavaşça Selin’e döndü. Sesi, beklenmedik bir sakinlikteydi, ama her kelimesi birer hançer gibiydi: “Aslında evet, oldu. Birkaç gündür midemi rahatsız eden bir durum var, ama artık kusma zamanı geldi.”

Murat ve Selin birbirlerine baktılar, yüzlerinde bir anlık şaşkınlık ve korku belirdi. “Neyden bahsediyorsun Zeynep?” dedi Selin, tedirginlikle.

Zeynep gülümsedi. “Sizden bahsediyorum. Sizden ve o kusursuz, kokuşmuş yalanlarınızdan.” Masanın altından çantasını alıp içinden kalın bir zarf çıkardı. Zarfın içinden çıkardığı fotoğrafları, otel kartlarını, e-posta çıktılarının bazılarını masanın üzerine, ikisinin arasına, teker teker yerleştirdi. Her bir belge, ihanetlerinin somut birer kanıtıydı. Otel rezervasyonlarının dökümü, Murat’ın Selin’e gönderdiği “Seni düşünmeden edemiyorum,” yazılı mesajların ekran görüntüleri, ve hatta Zeynep’in annesinin vefatının hemen ardından çekilmiş, ikisinin sarmaş dolaş olduğu bir fotoğraf. “Bu fotoğrafı da ne yazık ki kendi bilgisayarınızdan buldum, silmeyi unutmuşsunuz. Annemin acısıyla kıvranırken siz, ne kadar da ‘teselli’ bulmuşsunuz.”

Murat’ın yüzü bembeyaz kesilmişti. Selin’in gözleri kocaman açıldı, boğazında bir yumru düğümlenmişti. “Zeynep, bu… bu bir yanlış anlaşılma!” diye kekeledi Murat. Selin ise sadece susuyordu, başı öne eğikti.

Zeynep alaycı bir şekilde güldü. “Yanlış anlaşılma mı? Sekiz yılın, çocukluk arkadaşlığının, annemin ölümünün yanlış anlaşılması mı? Sizin ilişkiniz, benim yasımın üzerine kurulu bir aldatmacaymış. Annemi kaybettiğimde en çok güvendiğim iki insan, beni arkamdan bıçaklıyormuş. Benim acım, sizin gizli buluşmalarınız için bir kalkan olmuş. Ne kadar da ‘incelikli’ bir plan.”

Murat, masada Zeynep’in elini tutmaya çalıştı ama Zeynep hızla elini çekti. “Sakın bana dokunma. Bana bir kez daha dokunmaya cüret etme.” Gözleri donuktu, sesi ise bir kılıç kadar keskin: “Bugünden itibaren Murat, bu evlilik bitmiştir. Şirketimizdeki ortaklığımız da. Her şeyi, adil bir şekilde bölüşeceğiz. Avukatım yarın sana ulaşacak.” Bakışlarını Selin’e çevirdi: “Ve sen Selin. Arkadaşım, kardeşim dediğim kadın. Hayatımın en büyük acısını yaşadığımda, bana yardım etme maskesiyle kocamı çalmayı başardın. Sana yardım ettiğim için, sana güvendiğim için kendimden tiksiniyorum. Ne benim hayatımda, ne de bu şehirde sana yer var. Unutma, adını duyduğum her yerde, bu ihanetinin bedelini ödersin.”

Restorandaki diğer masalardan birkaç meraklı bakış onlara yönelmişti. Ama Zeynep’in umrunda değildi. Ayağa kalktı, sandalyesini usulca geriye itti. Masanın üzerindeki zarfı işaret etti: “Kanıtlar orada. Avukatlarıma gerek kalmadan, kendi gözlerinizle görün istedim. Ve bu yüzük…” Selin’in elindeki gümüş yüzüğü işaret etti. “Bana aldığını sanıyordum ama meğer senin içinmiş. Tıpkı kocam gibi.”

Zeynep, son kez ikisine de baktı. Yüzlerinde şok, pişmanlık ve korku okunuyordu. Ama Zeynep’in yüzünde, uzun zaman sonra ilk kez bir hafifleme, bir özgürleşme ifadesi vardı. “Size mutluluklar dilemiyorum. Çünkü siz, mutluluğun ne olduğunu bilemezsiniz. Siz, sadece çürümüş bir vicdanın ağırlığını taşıyacaksınız. Gölgesiz yarınlar sizin olsun. Benim için yeni bir güneş doğacak.”

Zeynep, başını dik tutarak restorandan dışarı yürüdü. Kapıda duran garsona hafifçe gülümsedi. “Harika bir akşam yemeğiydi,” dedi. Arkasında bıraktığı masada, Murat ve Selin’in paramparça olmuş dünyası, gözyaşları ve sessiz bir çığlıkla yankılanıyordu. Zeynep için ise, acı bir vedanın ardından, tertemiz bir gökyüzü beliriyordu. Artık gölgelerden arınmış, kendi güneşinin aydınlattığı bir yarına doğru yürüyordu.

← Kitaplığa dön

Yukarı Çık