İhanet

Yalanın Gölgesi

8 dakikalık okuma · 1525 kelime

Elif, mutfak penceresinden sokağa düşen ilkbahar yağmurunu izlerken, içinde tarif edilemez bir huzur duyuyordu. Pencere pervazındaki sardunyaların suya doymuş yaprakları parlıyor, toprak kokusu pencereden içeri sızıyordu. Yanında, kahvesini yudumlayan Kerem, gazetesinin sayfaları arasına gömülmüştü. Evliliklerinin beşinci yılına yaklaşırken, bu sakin sabahlar, Elif için hayatın zorluklarla dolu geçmişinden sonra ulaştığı güvenli bir limanın sembolüydü. Çocukluk yıllarındaki mali sıkıntılar, anne babasının erken ve ani kaybı… Bütün bunlar, Kerem hayatına girene kadar Elif’i hep bir boşlukta, bir eksiklik duygusuyla yaşamaya mahkum etmişti. Kerem, onun için bir kurtarıcı, bir dayanak, kayıp parçalarını tamamlayan bir yapboz parçası olmuştu.

“Hayat ne garip, değil mi?” dedi Elif, sesi kendi kulaklarına bile fısıltı gibi geliyordu. Kerem gazetesini indirip ona döndü, gözlerinde her zamanki sıcaklık vardı. “Neden bahsediyorsun, hayatım?” “Annemle babam yaşasaydı, bu huzuru görebilirler miydi acaba? Onların o son günleri… hep bir telaş, bir korku içindeydiler.” Kerem’in yüzündeki ifade hafifçe değişti, sanki kısa bir gölge geçti. “Geçmişi kurcalama Elif’im. Önemli olan şimdi. Bizim şimdi’miz.” Elif, Kerem’in haklı olduğunu düşünerek başını salladı. Gerçekten de, geçmişin acılarını sürekli tazelemek anlamsızdı. Ama yine de o gölge… Kerem’in o anlık donuk bakışı, Elif’in zihninin derinliklerinde bir yerlerde bir sinyal ışığı yakmıştı.

Birkaç hafta sonra, Elif ve Kerem, Ramazan Bayramı için Elif’i büyüten, bir nevi annesi olan Cemile Teyze’nin küçük, iki odalı evindeydiler. Cemile Teyze, her köşesi anılarla dolu bu evde yaşamaktan vazgeçmeyi hiç düşünmemişti. Elif, Teyzesi ile birlikte mutfağı ve salondaki eski bir dolabı düzeltmeye koyuldu. Tozlu raflardan eski eşyaları indirirken, babasının eski iş defterlerinden birine rastladı. Babası, küçük bir tekstil atölyesi işletirdi ve Elif, defterleri karıştırmayı severdi. Eski notlar, çizimler, hesaplar… Babasının kokusu sinmiş gibiydi defterlere.

Defterlerden birini açtığında, ortasındaki bir sayfada duraksadı. Sayfa, babasının her zamanki düzenli el yazısıyla doldurulmuştu, ancak sayfanın ortasında, büyük bir para miktarının yanına el yazısıyla “K.O.” kısaltması ve hemen altına, babasının işlerinin tepetaklak olduğu döneme denk gelen bir tarih yazılmıştı. Elif’in kalbi garip bir şekilde sıkıştı. Babasının o dönemde nasıl bir çaresizlik içinde olduğunu hatırlıyordu. Borçlar, icra tehditleri, annesinin gözyaşları…

“Cemile Teyze, bu ‘K.O.’ ne demek biliyor musun?” Elif, elindeki defteri teyzesine uzattı. Cemile Teyze, deftere bakar bakmaz yüzündeki neşeli ifade aniden silindi. Gözleri panikle parladı, sanki yakalanmış gibiydi. “Ay, bırak şimdi onları kızım. Eskimiş defterler. Ne işe yarayacak şimdi? Boş ver onları.” Eliyle defteri kapattı ve hızla Elif’in elinden aldı. “En iyisi onları eski sandığa kaldıralım, gözüm görmesin.” Cemile Teyze’nin bu ani tepkisi, Elif’in içindeki şüphe tohumunu yeşertti. Teyzesinin bu kadar telaşlanmasına anlam verememişti. Sanki bir sır saklıyor gibiydi.

O gece yatakta, Kerem’in yanında uyurken, Elif’in aklı hala o defterdeydi. “K.O.” Kimdi bu? Neden Cemile Teyze bu kadar rahatsız olmuştu? Babası o dönemde “güvenilir bir ortak” ya da “son bir yatırım” gibi şeylerden bahsetmişti, ama sonra her şey birdenbire kaybolmuştu. Sanki bir kara delik tüm umutlarını yutmuştu.

Ertesi gün, Cemile Teyze’nin evinden ayrıldıktan sonra, Elif araştırmaya başladı. Önce babasının eski dostlarından, şimdi yaşlanmış ve emekli olmuş birkaç kişiyi ziyaret etti. Eski günlerden, iş hayatındaki iniş çıkışlardan bahsettiler. Her biri, babasının son dönemde “büyük bir hata” yaptığını, “güvenilmez birine güvendiğini” mırıldanıyordu. Ancak kimse somut bir isim vermiyordu. Sanki üzerinde konuşulmayan bir tabu vardı. Elif, Kerem’in de babasının iş çevresinde, genç bir stajyer olarak çalıştığı bir şirkette olduğunu hatırladı. O zamanlar Kerem, genç, hırslı ve gelecek vadeden biri olarak görülüyordu. Elif’le tanışmaları da, Kerem’in ailesinin yakın bir arkadaşı aracılığıyla olmuştu; Kerem, Elif’in ailesinin vefatından sonra ona destek olmak için gönüllü olmuş, zamanla Elif’in hayatının merkezine yerleşmişti. Ama bu destek, ne zaman başlamıştı? Ve neden bu kadar ısrarcı olmuştu?

Elif, evdeki eski fotoğraf albümlerini karıştırmaya başladı. Babasının iş arkadaşlarıyla çekilmiş toplu fotoğraflarda, genç Kerem’i fark etti. O kadar genç ve dinamikti ki, tanınmayacak kadar farklıydı neredeyse. Bir fotoğrafta, babasıyla Kerem, samimi bir şekilde el sıkışırken gülümsüyorlardı. Arkadaşlık mı, yoksa bir iş ilişkisi mi? Tarih, yine o felaket dönemine denk geliyordu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. “K.O.” Kerem Orhan olabilirdi mi? Hayır, bu imkansızdı. Kerem, onun kurtarıcısıydı. Onu seven, ona kol kanat geren adamdı.

Şüphelerin ağırlığı altında ezilen Elif, daha fazla dayanamadı. Cemile Teyze’yi aradı ve ertesi gün onunla yalnız konuşmak istediğini söyledi. Teyzesi başta mazeretler uydurmaya çalıştı, ama Elif’in kararlı sesi karşısında çaresiz kaldı.

Ertesi sabah Cemile Teyze’nin evine gittiğinde, kapıyı çaldıktan sonra kalbi sanki göğsünü parçalayacaktı. Cemile Teyze, kapıyı açar açmaz Elif’in kararlı yüzünü görünce her şeyi anlamış gibi, onu içeri buyur etti ve oturdukları anda derin bir iç çekti. “Anladım kızım. O defteri buldun, değil mi?” Elif başını salladı, boğazı düğümlenmişti. “K.O. kim teyze? Lütfen bana gerçeği anlat. Kerem mi o?”

Cemile Teyze’nin gözleri doldu, titreyen ellerini birbirine kenetledi. “Keşke hiç bulmasaydın o defteri, keşke hiç öğrenmeseydin bu sırrı yavrum. Seni korumak istedim.” Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. “Evet kızım. K.O. Kerem Orhan’dı.” Elif’in dünyası başına yıkılmıştı. Duyduğu şeye inanamıyordu. Kerem. Kocası. Onun kurtarıcısı.

Cemile Teyze, hıçkırıklar arasında anlatmaya başladı. “Baban, o zamanlar işleri kötü gidiyordu. Çaresizdi. Kerem, o zamanlar genç bir borsa acentesinde çalışıyordu. Çok hırslıydı, gözü karaydı. Babanın durumundan faydalanmış. Ona ‘kesin kazanç’ vaat eden riskli bir yatırım teklif etmiş. Babanı ikna etmiş. Baban da son umudu bu sanmış, tüm birikimini, hatta borç alarak bulduğu parayı Kerem’e vermiş. Ama o yatırım… Bir yalanmış. Kerem, babanın parasını bir şekilde çarçur etmiş, ya da kendi çıkarına kullanmış. Sonra da sırra kadem basmış. Babanın tüm varlığı bir anda buhar olup uçmuş.”

Elif’in gözleri kocaman açılmıştı. Nefes almakta zorlanıyordu. Babasının o dönemdeki depresyonu, annesinin bitmek bilmeyen ağlamaları, evdeki sessiz gerilim… Hepsi Kerem yüzünden miydi? “Annemle babam… onların ölümüne bu mu sebep oldu?” “Baban iflastan sonra bir daha kendini toparlayamadı kızım. Stresten, kederden yüreği yandı. Hastalığı onu çabucak yedi bitirdi. Annen de onun acısına dayanamadı.” Cemile Teyze’nin sesi kısıldı. “Kerem… Bir süre sonra babanlar vefat ettikten sonra, bir anda ortaya çıktı. Yüzü asık, pişmanlık içinde. Babanın yaşadıklarından çok etkilendiğini, vicdan azabı çektiğini söyledi. Sana bakmak istediğini, babasına olan borcunu ödemek istediğini söyledi. O zamanlar sen daha küçüktün, kimsesiz kalmıştın. Ben de çaresizdim. Onun bu pişmanlığına inandım. Sana gerçekten baktığını görünce, senin de mutlu olduğunu görünce, bu sırrı saklamaya karar verdim. Senin geçmişin yüzünden daha fazla üzülmeni istemedim. Onun sana olan sevgisinin, geçmişteki günahını affettireceğini düşündüm. Ne kadar aptalmışım…”

Elif’in dünyası paramparça olmuştu. Yıllarca güvenerek sarıldığı, sevgiyle kucakladığı adam, onun ailesinin felaketinin mimarıydı. Kurtarıcısı sandığı kişi, en büyük zalimdi. Cemile Teyze’ye bakarken gözlerinde hem acı hem de öfke vardı. “Bunu nasıl saklarsın benden teyze? Nasıl izin verirsin bu adama hayatıma girmesine?” “Seni düşündüm kızım. Kerem sana gerçekten iyi bakıyordu. Seni seviyordu. En azından ben öyle sanmıştım. Babanın ahı tuttu, belki de bu yüzden hep seni mutlu etmeye çalıştı.”

Cemile Teyze’nin evinden nasıl çıktığını, nasıl eve vardığını hatırlamıyordu. Tüm yol boyunca beyni boşalmış gibiydi. Kapıyı açtığında Kerem onu gülümseyerek karşıladı. “Hoş geldin canım, bir sorun mu var? Yüzün bembeyaz.” Elif, Kerem’in yüzüne baktı. Bir zamanlar sevgi ve güven okuduğu o yüz, şimdi bir yabancının yüzü gibi geliyordu ona. Bir katilin yüzü… Hayır, daha da kötüsü. Bir hainin.

“Konuşmamız gereken şeyler var Kerem,” dedi Elif, sesi buz gibiydi. Kerem’in gülümsemesi silindi. Elif, onu salona doğru itti ve karşılıklı oturdular. “Nereden başlıyım bilmiyorum. ‘K.O.’ kısaltmasından mı, yoksa babamın eski defterinden mi?” Kerem’in yüzündeki tüm renkler çekildi. Bakışları yere sabitlendi, eli titremeye başlamıştı. “Cemile Teyze her şeyi anlattı, değil mi?” diye mırıldandı.

Elif, gözünden süzülen tek bir damla yaşla ona baktı. “Evet, anlattı. Nasıl yapabildin Kerem? Benim aileme, babama bunu nasıl yapabildin? Sonra da gelip beni nasıl sevdin, benimle evlendin?” Kerem başını kaldırdı, gözleri pişmanlık ve çaresizlikle doluydu. “Elif… Çok gençtim. Hırslıydım. Gözüm dönmüştü. Babana o kötü yatırımı ben önerdim. Kolay para vaatlerine inandım, onu da inandırdım. Sonra her şey ters gitti. Ben de korktum, kaçtım. Kayboldum. Babana yapılan bu kötülüğün yükü beni yıllarca ezdi. Onlar vefat ettikten sonra, senin o yalnızlığını gördüm. Yaptığım hatanın büyüklüğünü anladım. Sana yardım etmek istedim. Seni sevdim Elif. Gerçekten sevdim. Pişmanlığım yüzünden değil, seni gerçekten tanıdığımda, sana aşık oldum.”

“Aşk mı?” Elif acıyla gülümsedi. “Senin aşkın, benim ailemin yıkıntısı üzerine kurulmuş bir intikam mıydı, bir kefaret miydi Kerem? Benim seninle olan tüm hayatım, bir yalanın üzerine inşa edilmiş. Güvendiğim her şey, inandığım her kelime, bir illüzyonmuş. Sen benim kurtarıcım değil, celladımın ta kendisiymişsin!” Sesi titriyordu, ama gözlerinden başka yaş gelmiyordu. İçindeki tüm kaynaklar kurumuş gibiydi.

Kerem, ona uzanmak istedi, ama Elif geri çekildi. “Bana dokunma. Seni görmek bile içimi bulandırıyor.” Oturduğu yerden kalktı, pencereye döndü. Yağmur durmuştu, ama gökyüzü hala griydi. İçindeki fırtına dinmek bilmiyordu. Yıllarca aradığı huzur, güven, sevgi… Hepsi bir yalanmış. Babasının acısı, annesinin kederi, kendi çocukluğunun zorlukları… Hepsinin arkasında, o çok sevdiği, hayat arkadaşı sandığı adam varmış.

Elif, evlilik yüzüğüne baktı. Parlak, kusursuz bir yüzük. Ama şimdi, en karanlık gölgelerle kaplı bir kelepçe gibi geliyordu ona. Kerem’in sesi arkasından geldi, boğuk ve yalvarırcasına. “Ne olur beni dinle Elif. Sana her şeyi açıklayabilirim. Biliyorum, büyük bir hata yaptım. Ama seni sevdiğime inan. Sana yaşattığım bu acıyı telafi etmek için her şeyi yaparım.”

Elif ona dönmedi. Gözlerini kapattı. Annesinin ve babasının yüzleri geldi gözlerinin önüne. Onların çekilen çileleri, Kerem’in elinden. Ve bu gerçekle nasıl yaşayacaktı? O ana kadar var olduğunu sandığı tüm dünya, bir anda anlamını yitirmişti. Ne hissettiğini bilmiyordu. Öfke, acı, ihanet, tiksinti… Hepsi birbiriyle karışmıştı. Geleceği bomboş, korkutucu bir uçurum gibi uzanıyordu önünde. Yalanın gölgesi, artık onların evliliğinin üzerine sonsuza dek düşmüştü. Bu evliliğin, bu aşkın, bu hayatın bir geleceği olabilir miydi? Bilmiyordu. Sadece, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu. Asla.

← Kitaplığa dön

Yukarı Çık