ihanet

Gözdeki Çapak

8 dakikalık okuma · 1434 kelime

Emre’nin hayatı, o gri, kasvetli Ankara sabahlarından birinde, çocukluk arkadaşı Murat’tan gelen telefonla aniden değişmişti. Yıllardır süregelen sessiz bir mücadele, küçük, zorlu bir mimarlık ofisinin dört duvarı arasında sıkışıp kalmış hayaller ve ödenmeyi bekleyen faturalar… Umut Mimarlık adını verdikleri bu küçük yer, adının aksine Emre’ye pek de umut vermiyordu son zamanlarda. Ta ki Murat’ın “Buldum Emre, nihayet buldum! Ankara’nın en büyük projesi elimizde!” deyişine kadar.

Emre’nin yüzünde yıllardır görmediği bir gülümseme yayıldı. Murat’la ilkokul sıralarından beri tanışıyorlardı. Aynı mahallede büyümüş, aynı lisede okumuş, üniversitede farklı şehirlerde olsalar da bağlarını hiç koparmamışlardı. Mimarlık fakültesini bitirdiğinde Emre, hayallerinin peşinden gitmek için Ankara’ya dönmüş, Murat ise işletme eğitimini tamamlamıştı. Bir gün, ikisinin de kariyerlerinin birleştiği Umut Mimarlık doğmuştu. Emre tasarımı ve sanatı severdi, Murat ise sayılarla ve işin ticari kısmıyla daha ilgiliydi. Kusursuz bir denge gibi görünüyordu başlarda.

Şimdi ise, o denge nihayet meyvesini verecekti. “Ne projesi bu Murat?” diye nefes nefese sordu Emre. “Büyük bir konut projesi Emre! Gölbaşı’nda. Can Bey’in şirketinden. Hatırlıyor musun, geçen ay tanıştırmıştım seni? O toplantı boşuna değildi.”

Emre hatırladı. Can Bey, Ankara’nın bilinen inşaat firmalarından birinin sahibiydi. Toplantı biraz formalite gibi geçmiş, Can Bey daha çok Murat’la işin finansal boyutlarını konuşmuştu. Emre ise sunumunu yapmış, projelerinden bahsetmişti. Şimdi anlıyordu, o toplantı aslında bir eleme süreciymiş. Ve kazanmışlardı.

Sonraki haftalar, Emre’nin hayatının en yoğun ama en heyecanlı dönemi oldu. Gündüzleri ofiste projelerle boğuşuyor, geceleri evde eskizler yapıyor, karısı Leyla’ya hayallerini anlatıyordu. Leyla, her zaman Emre’nin en büyük destekçisi olmuştu. “Bu senin hayalindi Emre, şimdi gerçek oluyor. Çok gurur duyuyorum seninle,” derdi, onunla birlikte uykusuz geceler geçirirken.

Murat da harıl harıl çalışıyordu. Toplantıdan toplantıya koşuyor, sözleşmeleri inceliyor, işin finansal akışını düzenliyordu. “Senin dehalı tasarımların var, benim de güçlü bir iş bitiriciliğim,” derdi gülerek. “Biz bu işi başaracağız, Emre.”

Proje büyüdükçe, ofis büyüdü, kadro genişledi. Emre kendini yeni bir dünyanın içinde bulmuştu. Tasarım ekibiyle birlikte çalışmak, devasa bir araziye hayalindeki yapıları oturtmak, bu bambaşka bir histi. Ancak, tüm bu yoğunluğun içinde, Emre’nin dikkatini çeken bazı küçük detaylar vardı.

Murat, eskiden her şeyi Emre ile konuşurken, şimdi daha ketum davranıyordu. Bazı toplantılara Emre’yi götürmüyor, “Ben hallederim, sen tasarımlara odaklan,” diyordu. Yeni bir araba almıştı, üzerinde son model bir saat parlıyordu. Emre, “İşler iyi gidiyor herhalde,” diye düşünüyordu. “Elde avuçta para olmadan harcamak biraz riskli değil mi?” diye sorsa da, Murat onu rahatlatıyor, “Merak etme, Can Bey’den peşinatı aldık bile,” diyordu.

Leyla’nın gözü daha keskin, kulağı daha delikti. Bir akşam, yemekte, “Murat’la aranız nasıl Emre?” diye sordu.
“Çok iyi, ne olacak ki?”
“Son zamanlarda çok değişti sanki. Daha bir havalı, daha bir uzak. Eskiden bize daha sık gelirdi. Şimdi, neredeyse hiç görüşmüyoruz. Sanki seni kullanıyor gibi bir hali var.”
Emre güldü. “Leyla, ne alakası var? Murat çocukluk arkadaşım benim. En iyi dostum. Bu proje ikimizin eseri. Kardeşim o benim.”
Leyla sessiz kaldı, ama gözlerindeki endişe Emre’nin gözünden kaçmadı. “İnşallah öyledir Emre. İçime sinmeyen bir şeyler var sadece.”

Emre, Leyla’nın kuruntuları olduğunu düşünmek istiyordu. Murat’a olan güveni sarsılmazdı. Ancak, zaman geçtikçe, Leyla’nın sözleri Emre’nin zihnine küçük bir çivi gibi çakılmaya başladı. Toplantılardaki tuhaf bakışlar, Murat’ın bazı belgeleri Emre’nin imzasına sunmadan geçiştirmesi, banka hesaplarında garip hareketler… Emre, finansal işlerden pek anlamazdı, bu yüzden Murat’a tam yetki vermişti. Şimdi ise, o tam yetki, bir tehdit gibi görünmeye başlıyordu.

Bir öğleden sonra, büyük projenin ilk etap sözleşmesinin imzalanmasına iki gün kala, Emre ofiste tek başınaydı. Murat önemli bir toplantıya gitmişti. Emre, yarım kalan bir taslağı tamamlamak için bilgisayarının başına oturduğunda, yanlışlıkla Murat’ın açık bıraktığı bir dosyaya tıkladı. Dosyanın adı “YENİ DÖNEM” idi. İçinde gördükleri, Emre’nin beynine soğuk duş etkisi yarattı.

Dökümanlar, sözleşme taslakları, şirket kayıtları… Hepsi Umut Mimarlık’a ait olan projenin yeni bir şirket altında tescil edildiğini gösteriyordu: “Gözde Yapı A.Ş.” Bu şirketin tek ortağı ve yönetim kurulu başkanı ise Murat Demir’di. Emre Yılmaz’ın adı hiçbir yerde geçmiyordu. Daha da korkuncu, Umut Mimarlık’ın tüm fikri mülkiyet hakları, yani Emre’nin yıllarca emek verdiği tasarımlar, bu yeni şirkete devredilmişti. Ve devir işleminde Emre’nin imzasını taşıyan bir belge vardı. Emre’nin imzasını… Hayır, bu mümkün değildi. Hiç böyle bir şeye imza atmamıştı.

Elbette atmıştı. Belgeyi inceledikçe anladı. Küçük puntolarla yazılmış, karmaşık hukuki terimlerin arasına ustaca gizlenmiş, bir başka sözleşmenin ekinde yer alan o madde. Murat, ona “önemsiz bir ek belge” diye imzalattığı o evraka, hayatının projesini kendi elleriyle teslim etmesini sağlayan maddeyi iliştirmişti. Gözündeki çapak, sandığı şey bir tohum tanesi değil, koca bir buz dağıydı.

Nefesi kesildi. Kalbi boğazına gelmişti. Masasından kalktı, pencereye yürüdü. Ankara’nın gri silüeti, hayatının kararan gölgesi gibiydi. En yakın dostu, çocukluk arkadaşı, kardeşim dediği adam, onu yıllardır hazırladığı projesinden, şirketinden, hatta geleceğinden çalmıştı.

Murat’ın ofise dönmesini bekleyemezdi. Titreyen ellerle telefonunu çıkardı ve Murat’ı aradı. İlk çalışta açmadı. İkinci çalışta açtığında sesi her zamanki gibi rahattı. “Efendim Emre’cim, toplantıdayım, önemli bir şey mi var?”
Emre’nin sesi boğazına düğümlenmişti. “Neredesin sen, Murat?”
“Can Bey’le birlikteyim. Projenin son detaylarını görüşüyoruz. Akşam gelirim ofise, merak etme.”
“Hemen gel. Şimdi gel.” Emre’nin sesi, bir anda buz gibi olmuştu.
Murat, Emre’nin sesindeki değişimi fark etmiş olmalı ki, bir an duraksadı. “Bir sorun mu var Emre?”
“Gelince konuşuruz. Gel.”

Telefonu kapattı. Leyla’yı aradı. Sadece “Ofise gel,” dedi. Leyla, Emre’nin sesindeki o tarifsiz çaresizliği hemen anladı. “Ne oldu Emre? İyi misin?”
“Sadece gel.”

Yarım saat sonra Murat ofise geldi. Yüzünde yapmacık bir endişe, elinde omuz silkerek salladığı arabasının anahtarı vardı. Emre’yi görünce duraksadı. Leyla da Emre’nin arkasında sessizce duruyordu. Ofis, bir mezar sessizliğine bürünmüştü.
“Emre, Leyla… Hayırdır, yüzünüz neden asık?”
Emre, masanın üzerindeki “YENİ DÖNEM” dosyasını aldı ve Murat’ın önüne attı. “Bu ne Murat? Bu ne?”
Murat’ın yüzündeki sahte gülümseme yavaşça soldu. Gözlerini dosya üzerindeki “Gözde Yapı A.Ş.” yazısına dikti. Bir anlık duraksamadan sonra omuzlarını dikleştirdi, yüzüne soğuk, hesapçı bir ifade yerleşti. Artık arkasında saklanacak bir şey kalmamıştı.
“Gördün demek.” Sesi sakindi, şaşırtıcı derecede sakindi. “Bekliyordum zaten. Er ya da geç görecektin.”
Emre şokla başını salladı. “Bekliyordum… Sen ne dediğinin farkında mısın? Yıllarca birlikte çalıştık, birlikte hayal kurduk. Kardeş gibiydik biz! Nasıl yaparsın bunu?”
Murat, sandalyeye oturdu, bacak bacak üstüne attı. Gözlerinde ne pişmanlık ne de utanç vardı, sadece boş bir ifade. “Kardeş mi? Emre, sen hep bir adım gerideydin. Hayalperesttin. O tasarımları yapabilirsin, evet. Ama parayı yönetmek, insanlarla anlaşmak, kurumsal bir yapı inşa etmek… Bunlar senin işin değildi. Ben bu şirketi bir yere getirmek için uğraştım. Sen ise hep aynı yerde saydın.”
Leyla öne çıktı. “Yalan söylüyorsun! Emre bu şirketin ruhu, beyniydi! Sen sadece sırtını ona dayadın!”
Murat acı acı gülümsedi. “Ruhu ve beyni mi? Can Bey’le senelerdir pazarlık ediyorum Leyla. Emre, senin tasarımların harikaydı, kabul ediyorum. Ama piyasa bu tasarımlara para vermezdi. Ben onları cilaladım, sunulabilir hale getirdim. Kendime göre revize ettim. Senin o romantik çizimlerinle koca bir konut projesi yürümezdi. Ben yaptım tüm bunları. Ben! Ve karşılığını alıyorum şimdi.”
“Hukuk var Murat!” diye bağırdı Emre. “Yaptığın şey suç! Hesap vereceksin!”
Murat kahkaha attı, alaycı bir şekilde. “Hukuk mu? İmzan var Emre. Kendi imzan. O ‘önemsiz ek belge’ senin tüm fikri mülkiyet haklarını Gözde Yapı’ya devretme yetkisini bana verdi. Sen okumadan imza attın. Kimin hatası bu şimdi? Benim kurnazlığım mı, senin aptallığın mı?”

Emre’nin dünyası başına yıkılmıştı. Yılların dostluğu, inancı, emeği… Hepsi bir yalanmış. Murat’ın gözlerindeki soğuk ifade, bir yabancınınkinden farksızdı. Aslında hiç tanımamıştı bu adamı. Çocukluğundan beri yanında taşıdığı o kişi, bir maskeden ibaretmiş. O maskenin ardında hırs bürümüş, açgözlü bir yabancı saklıymış.

“Git buradan Murat,” dedi Emre, sesi titriyordu. “Git ve bir daha asla karşıma çıkma.”
Murat omuz silkti, ayaklandı. “Peki. Gidiyorum. Ve bilesin ki, bu sadece başlangıçtı. Umut Mimarlık’ı kapatacağım. Tüm varlıkları Gözde Yapı’ya devredeceğim. Senin de buradan hiçbir şey bekleme hakkın kalmayacak.”
Murat kapıya yöneldi. Son bir kez dönüp Emre’ye baktı, yüzünde zaferin soğuk tebessümü vardı. “Senin gözündeki çapak, hep bende oldu Emre. Ama sen hiç görmedin. Görmek istemedin.”
Kapı kapandı, geride Emre ve Leyla, yıkılmış hayallerle dolu bir ofiste, paramparça bir dostluğun enkazında kaldı.

Sonraki haftalar, Emre için bir cehennem azabıydı. Hukuki süreçler başladı, ancak Murat’ın dediği gibi, belgeler lehineydi. Emre’nin okumadan attığı o imza, tüm haklarını elinden almıştı. Umut Mimarlık kapatıldı, varlıkları Gözde Yapı’ya devredildi. Emre’nin tasarladığı o devasa konut projesinin tabelasında artık Murat Demir’in adı ve Gözde Yapı’nın logosu vardı.

Emre aylarca kendini eve kapattı. Ne çizim yapabiliyor ne de insanlarla konuşabiliyordu. Leyla, sabırla onun yanında durdu, elinden tuttu. “Kalk Emre,” dedi bir akşam. “Biz sana sarılırız. Sen yeniden başlarsın. Onu tanıyamadığımız için biz de suçluyuz belki, ama bu seni bitirmemeli.”
Emre, Leyla’nın yüzüne baktı. Gözlerinde derin bir yorgunluk vardı, ama aynı zamanda bir karar anının pırıltısı da belirmişti. Dostluk… Güven… Kelimelerin anlamı tamamen değişmişti onun için. Belki de bu, bir son değil, yeni bir başlangıçtı. Ama bu başlangıç, artık daha temkinli, daha sorgulayıcı ve çok daha yalnız olacaktı. Gözündeki çapak temizlenmişti. Ama gözü, artık dünyayı eskisi gibi saf göremeyecekti. Her şey, o ihanetin gölgesiyle bir kez daha şekillenecekti.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top