aile dramı

Gözdeki Gölge

10 dakikalık okuma · 1870 kelime

Aylin, aynadaki yorgun yüzüne baktığında, aslında neyi görmediğini bilmiyordu; ta ki o eski ahşap kutu avuçlarına düşene dek. Kırkına merdiven dayamış, saçlarında ince beyaz teller belirmeye başlamış olsa da, zamanın yüzünde bıraktığı izler ruhundaki kadar derin değildi. On beş yıl önce girdiği o hevesli evlilik, yedi yıl sonra sessiz bir fısıltıyla sona ermiş, ardında Zeynep adında bir mucize ve koca bir enkaz bırakmıştı. Aylin, İstanbul’un kalabalık bir semtinde küçük ama ruhu olan bir sanat galerisi işletiyordu şimdi. Duvarları kendi çizdiği, yaralı ruhunun izlerini taşıyan resimlerle doluydu. Kızı Zeynep, lise sona giden, annesi gibi hırçın ve meraklı bir genç kızdı. Hayat zorlu bir mücadeleydi ama Aylin savaşmayı öğrenmişti.

Annesinin eski evini, kış bahçesini düzenlemeye yardım etmek için geldiği o hafta sonu, annesinin gençlik yıllarından kalma eşyalarla dolu tavan arasındaki tozlu kutulara denk gelmişti. Her kutu, bir zaman kapsülü gibi, geçmişin kokusunu taşıyordu. Eski mektuplar, kurumuş çiçekler, solmuş fotoğraflar… En alttaki, üzeri desenlerle işlenmiş ahşap kutu, annesinin gençlik aşkından kalma bir hatıra olmalıydı. Aylin kutuyu açtı. İçinden çıkanlar, tahmin ettiğinden çok farklıydı. Annesinin eşyaları değil, kendi çocukluğuna ait unutulmuş eşyalardı. Okul diplomaları, kurdeleler, bir iki çocukluk çizimi… Ve en altta, bir fotoğraf albümü. Tozlu ve yıpranmış.

Albümün sayfalarını çevirdikçe, anılar canlandı. İlkokul müsamereleri, yaz tatilleri, doğum günleri… Sonra, daha gençlik yıllarına ait fotoğraflar geldi. Kardeşi Defne’yle omuz omuza gülümsedikleri lise yılları. Kerem’le, yani eski eşiyle, üniversite yıllarında çekilmiş, birbirlerine aşkla baktıkları kareler. O zamanlar her şey ne kadar masum, ne kadar gerçekçi geliyordu. Ne kadar yanılmıştı.

Sayfalar ilerlerken, Aylin’in parmakları titremeye başladı. Bir fotoğraf karesi, nefesini kesmişti. Kerem’in doğum günü kutlaması. Aylin’in üniversitenin son yılında, Kerem’i arkadaşlarıyla tanıştırdığı o ilk büyük parti. Fotoğrafta Aylin, Kerem’in yanında gülümsüyor. Ama Kerem’in kolu, Aylin’in beline değil, hemen yanındaki Defne’nin omzuna dolanmış gibi duruyordu. Ve Defne’nin gözleri… Defne, Kerem’e farklı bakıyordu. Farklı bir gülümseme vardı dudaklarında. Aylin bunu o zaman fark etmemişti. Belki de görmek istememişti.

Kalbi göğsünde gümbürdemeye başladı. Bu sadece bir tesadüf müydü? Bir anlık dikkatsizlik mi? Hayır, Defne’nin gözlerindeki o parıltı, Kerem’in yüzündeki o rahat ifade… Bu, Aylin’in hatırladığı o partiden çok daha fazlasını anlatıyordu. Aylin, evliliğinin sona erişinin ardında hep bir boşluk hissetmişti. Kerem, onu terk ederken, “Seninle olmuyor Aylin, artık aynı yollarda yürümüyoruz,” demişti. Gözlerinde soğuk bir mesafe vardı. Aylin, o zamanlar, kendisinin yetersiz olduğunu, Kerem’in aşkının tükendiğini düşünmüştü. Oysa şimdi, o soğuk mesafenin ardında başka bir gerçek saklandığına dair uğursuz bir his peyda oluyordu içinde.

Albümü kapatıp, sanki zehirli bir yılanı tutuyormuş gibi kutuya geri koydu. Tavanarasının havası aniden ağırlaşmış, toz zerreleri bile tehditkâr görünmeye başlamıştı. Aşağı indiğinde annesi, “Ne buldun bakalım canım?” diye sordu neşeyle. Aylin kekeledi. “Yok bir şey anne, eski fotoğraflara bakıyordum.” Annesinin meraklı bakışlarından kaçıp kendini dışarı attı. Soğuk bir duş almak, zihnini temizlemek istiyordu. Ama o kare, beynine kazınmıştı. Defne’nin gözlerindeki o parıltı.

Ertesi gün, Aylin’in aklı tamamen karmakarışıktı. Galeride fırçasını tutmakta zorlanıyor, renkler gözünde bulanıklaşıyordu. Kardeşi Defne’yi aradı. “Nasılsın Defne? Akşam bir kahve içelim mi? Konuşacaklarım var.” Defne’nin sesi her zamanki gibi neşeliydi, Aylin’in içindeki huzursuzluğu daha da artırıyordu. “Aylin abla, tabii ki! Harika olur, özlemişim seninle sohbet etmeyi.”

Defne’yle buluştuklarında, Aylin kendini toparlamaya çalıştı. Defne her zamanki gibi bakımlıydı, zarif ve ince. Gözlerinin kenarındaki çizgiler, onun da zamanla mücadele ettiğini gösterse de, hala gençlik ışıltısını taşıyordu. Defne siparişlerini verirken, Aylin sessizce onu inceledi. Onunla en özel sırlarını paylaşmıştı hayatı boyunca. İlk aşklarını, ilk kalp kırıklıklarını. Defne, hep onun en yakın sırdaşı olmuştu. Peki ya o?

“Defne,” diye söze başladı Aylin, sesi çatallı çıkmıştı. “Hatırlıyor musun Kerem’in üniversitedeki doğum günü partisini? Hani seni de tanıştırdığım ilk partiydi.”
Defne gülümsedi. “Ah, evet! Ne kadar eğlenmiştik. Kerem ne kadar yakışıklı bir çocuktu o zamanlar. Seninle ne kadar uyumluydunuz.” Sesi samimiydi. Fazla samimi.
Aylin gözlerini Defne’nin gözlerine dikti. “Evet, o zamanlar… Ben dün annemlerde eski fotoğraflara bakıyordum. Bir kareye denk geldim. Sen, Kerem ve ben. Kerem’in kolu senin omzundaymış gibi duruyordu.”
Defne’nin yüzündeki gülümseme aniden dondu. Gözleri irileşti, bir anlığına içinde bir panik parlaması gördü Aylin. Ama sonra, Defne ustaca bir kahkaha attı. “Aman abla! Ne kadar da dikkatli bakmışsın! O zamanlar Kerem herkesle çok samimiydi. Muhtemelen yanlış bir açıdan çekilmiş bir fotoğraftır. Abartıyorsun yine.”
Aylin’in kalbi sıkıştı. Abartıyor muydu? Yoksa bu bir savunma mekanizması mıydı? Defne’nin yüzü kızarmıştı, elleri titriyordu. Bu hali, Aylin’in şüphelerini daha da körükledi. “Olabilir Defne,” dedi, sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. “Sadece garip geldi. Eskiden Kerem’le ilgili her şeyi bana anlatırdın. Biz hiç ayrı düşmezdik.”

O gece uyuyamadı Aylin. Zihni durmadan çalışıyor, eski konuşmaları, olayları, Kerem’in ve Defne’nin hareketlerini mercek altına alıyordu. Kerem’in boşanma sürecindeki o açıklanamaz soğukluğu. Defne’nin Kerem’e karşı her zaman hissedilen o garip hayranlığı. Aylin, Kerem’le sorunlar yaşadığında Defne’ye dert yanar, ondan akıl alırdı. Defne hep Kerem’i savunur, “Abla, Kerem aslında iyi bir insan, sadece biraz bencil,” derdi. Bu sözler, şimdi Aylin’in kulağında zehirli birer fısıltı gibi yankılanıyordu.

Aylin, ertesi gün annesini aradı. “Anneciğim, Kerem’in boşanma kararı aldığı dönemde, Defne sık sık sana gelir miydi? Yoksa Kerem’le aramız kötü olduğu için mi gelirdi?”
Annesi biraz düşündü. “Aslında o zamanlar Defne biraz durgundu. Sürekli işleri olduğunu söyler, seni de sorardı. ‘Aylin abla nasıl?’ diye. Ama seninle görüşmediğini biliyorum, hep sen anlatırdın bana.”
Bu, Aylin’in kafasındaki parçaları birleştiren son detaydı. Defne, Kerem’le ilişkisi olduğu için Aylin’den uzak durmuştu. İki tarafa da oynuyordu. İçinde bir yanardağ patlamıştı.

Aylin, Kerem’in ofisinin numarasını tuşlarken elleri titriyordu. Yıllar sonra ilk kez, resmi görüşmeler dışında arıyordu onu. Kerem’in sekreteri, “Bay Kerem meşgul, mesajınızı alabilir miyim?” dediğinde, Aylin’in sesi soğuk bir demir gibi çıktı. “Önemli. Kişisel. Hemen konuşmamız gerekiyor. Zeynep hakkında bir konu var.” Bu yalanı söylemek canını yakmıştı ama başka yolu yoktu.
Yarım saat sonra Kerem geri aradı. Sesi endişeliydi. “Aylin, Zeynep iyi mi? Ne oldu?”
Aylin derin bir nefes aldı. “Zeynep iyi Kerem. Ama sen iyi değilsin. Ve benim de seninle konuşacaklarım var. Akşam Zeynep’i alıp bana gel, bekliyorum.”

Kerem, Zeynep’le birlikte geldiğinde, Aylin’in içi paramparçaydı. Kerem’in yüzüne bakarken, bir zamanlar büyük bir aşkla sevdiği adamın maskesinin ardında ne kadar büyük bir yalanın yattığını düşünmek, dayanılmaz bir acıydı. Zeynep, annesinin gergin halini fark etmişti. “Anne, bir sorun mu var?” diye sordu.
Aylin, zorlukla gülümsedi. “Hayır canım, önemli bir konu var, babanla konuşacağız. Sen odana geç, birazdan gelirim.”

Zeynep odasına çekildiğinde, Aylin oturdukları koltuğun ucuna çöktü. Karşısında Kerem, endişeli gözlerle onu izliyordu. “Aylin, ne oldu? Beni korkutuyorsun.”
Aylin gözlerini Kerem’in gözlerine dikti. “Kerem, Defne’yle olan ilişkiniz ne zamandı?”
Kerem’in yüzündeki kan çekildi. Gözleri kocaman açıldı, dudakları aralandı ama ses çıkmadı. Bir anlık sessizlik, odadaki havayı kurşun gibi ağırlaştırdı.
“Ne? Ne saçmalıyorsun Aylin?” diye kekeledi sonunda. “Benim Defne’yle ne ilişkim olabilir?”
Aylin’in içi acıyordu ama durmayacaktı. “O ahşap kutuyu buldum Kerem. İçinde o lanet olası fotoğraf albümü vardı. Senin doğum günü partisi. Defne’nin sana bakışı… Ve sonra her şeyi birleştirdim. Boşanmadan önceki o soğukluğun, Defne’nin benimle görüşmemek için uydurduğu bahaneler… Sen bana ‘Aynı yollarda yürümüyoruz’ dediğinde, aslında Defne’nin yollarında yürüdüğünü mü söylemek istiyordun?”

Kerem yerinden fırladı. “Aylin, dur Allah aşkına! Yanlış anlıyorsun! Defne sadece… Bir zamanlar evet, bir yakınlaşma oldu ama o kadar!”
“Ne kadar?” diye gürledi Aylin. “Ne kadar yakınlaşma oldu Kerem? Evliliğimiz devam ederken mi? Benim en güvendiğim insandan, kendi kardeşimden, benim arkamdan mı bıçaklandım ben?” Sesi artık kontrolsüz bir fırtına gibiydi.
Kerem çaresizce başını ellerinin arasına aldı. “Aylin, çok pişmanım. O zamanlar kafam karışıktı. İşler iyi gitmiyordu aramızda, sen de bana yeterince vakit ayırmıyordun. Defne de o ara çok yalnızdı, benimle dertleşti. Bir gece… Evet, bir gece yanıldık. Sonra vicdan azabından kahroldum. Seninle ayrılmak zorunda kaldım çünkü bu sırla yaşayamazdım. Defne’yle sonra bir daha asla görüşmedik, yemin ederim!”

“Yalan söylüyorsun!” diye bağırdı Aylin. “Defne bana dün, bu fotoğrafı gösterdiğimde yalan söyledi. Ve seninle görüşmediğini de söyledi. Benim her şeyim sendin Kerem! En yakın arkadaşım, sevgilim, eşim! Ve sen beni kendi kardeşimle aldatırken, ben bunun kör bir aşktan, hayat yorgunluğundan bittiğini sandım! Ben sana hiç haksızlık yapmadım Kerem! Sen ne kadar çirkin bir adammışsın!”

Aylin’in gözlerinden yaşlar sicim gibi akıyordu. Yılların birikmiş acısı, öfkesi, hayal kırıklığı bir sel gibi boşalıyordu. Kerem, Aylin’in karşısında diz çökmüş, pişmanlık içinde ellerini uzatıyordu. “Aylin, lütfen… Ne olur beni dinle. Ben çok büyük bir hata yaptım. Ama seni hala seviyorum, Zeynep’i seviyorum. Bunu sana nasıl açıklayacağımı bilemedim. Defne de çok pişman oldu, bu yüzden sana söyleyemedik.”

“Pişman mı oldu?” Aylin’in sesi alaycı bir şekilde yükseldi. “Pişman olan insan, kardeşinin gözünün içine baka baka yalan söyler mi? Pişman olan insan, bunca yıl sonra hala hiçbir şey olmamış gibi davranır mı?”
Birden Zeynep’in odasının kapısı açıldı. Zeynep, gözleri irileşmiş, yüzü bembeyaz bir şekilde kapıda duruyordu. Annesinin son cümlesini duymuştu. Gözleri babasına ve annesine birer birer takıldı, ardından Aylin’in gözlerinden süzülen yaşlara. “Ne oluyor burada?” diye fısıldadı sesi titreyerek. “Ne aldatması?”

Aylin’in kalbi bin parçaya ayrılmıştı. En çok korktuğu şey gerçekleşmişti. Zeynep, bu çirkin gerçeğin ortasına düşmüştü. Kerem ayağa fırladı, Zeynep’e doğru bir adım attı. “Kızım, yanlış anladın. Yok bir şey.”
“Yalan söyleme baba!” Zeynep’in sesi, annesininkini andıran bir öfkeyle doluydu. “Annem ağlıyor. Ne oldu?”

Aylin, kızının yanına gitti, onu kollarına aldı. Zeynep’in buz gibi tenini hissettiğinde, tüm dünyası altüst olmuştu. “Canım kızım…” diye fısıldadı. Bu noktadan sonra yalan söylemek anlamsızdı. Ama gerçeği de olduğu gibi söyleyemezdi. Zeynep’in küçük dünyasını nasıl yıkabilirdi?
“Zeynep,” dedi, sesi titreyerek. “Bazen büyükler de hata yapar. Babanla benim evliliğimiz bittiğinde… Aslında bazı şeyler daha karmaşıktı. Ve ben bunu yeni öğrendim.”

Kerem, Defne’yle olan kısa süreli bir kaçamağının tüm hayatını bu denli derinden etkileyeceğini asla tahmin edememişti. O an, Aylin’in gözlerinde hem yılların öfkesini hem de sonsuz bir yorgunluğu gördü. Zeynep’in masumiyetinin bu çirkin gerçekle nasıl kirleneceğini düşündükçe içi parçalandı. “Aylin, lütfen Zeynep’e her şeyi anlatmayalım. O daha çok küçük.”
“Küçük mü?” Aylin’in sesi buz gibiydi. “Zeynep on altı yaşında Kerem. Gözlerindeki masumiyeti gördün mü? Onu bu yalanlarla daha fazla kirletmeyeceğim. Ama her şeyi de aynı anda kaldıramaz.”

O gece, Aylin, Kerem’i evden gönderdi. Zeynep’in odasına kapanmış, hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. Aylin kapıyı yavaşça çaldı, içeri girdi. Zeynep yatağında oturmuş, dizlerini kendine çekmiş, pencereden dışarı bakıyordu. Gözleri kızarmış, ama gözyaşları kurumuştu.
“Anne,” dedi Zeynep, sesi zayıftı. “Defne Teyze mi?”
Aylin’in kalbi sıkıştı. Kızının ne kadar zeki olduğunu, parçaları birleştirdiğini biliyordu. “Bazen büyükler çok büyük hatalar yapar Zeynep. Ve bu hatalar, başkalarının hayatlarını da etkiler. Ben de yeni öğrendim. Ve bu çok acı verici.”
Zeynep, annesine döndü. “Peki şimdi ne olacak?”
“Şimdi…” Aylin, kızının elini tuttu. “Şimdi biz, sen ve ben, birbirimize daha sıkı sarılacağız. Güvenin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha öğreneceğiz. Ve bu acıyı yavaş yavaş içimizden atacağız.”

Ertesi gün Defne aradı. Sesi titrek ve endişeliydi. “Aylin abla, Kerem dün akşam beni aradı. Her şeyi öğrendiğini söyledi. Lütfen, beni dinle. Ben çok büyük bir hata yaptım. Pişmanım.”
Aylin derin bir nefes aldı. “Pişmanlık bu kadar yıl sonra mı Defne? Benimle gözümün içine baka baka yalan söyledin. Kardeşimi, can yoldaşımı, sırdaşımı kaybettim ben. Bunun telafisi yok.”
“Abla, ne olur! Seni kaybetmek istemiyorum!”
“Zaten çoktan kaybettin Defne,” dedi Aylin, sesi buz gibiydi. “Yıllar önce, Kerem’le yatağa girdiğin o an kaybettin beni.”

Telefonu kapattı. Elindeki telefon sanki ağırlık yapıyordu. İçinde tarifsiz bir acı vardı. Yıllarca güvendiği iki insanın ihaneti, tüm dünyasını sarsmıştı. Ama bu kez, yıkılmayacaktı. Zeynep için, kendi için, o galerinin duvarlarındaki resimler için ayakta duracaktı. Gözdeki gölge gitmişti. Şimdi tüm gerçeklik, çıplak ve acımasız bir şekilde karşısındaydı. Ve Aylin, bu gerçekle yüzleşmek için daha önce hiç olmadığı kadar güçlü hissediyordu. Yalnız değildi. Kızı vardı. Ve bu, tüm yalanların ve ihanetlerin üstesinden gelmek için yeterliydi. Aylin, yeniden nefes almaya başladı.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top