aile draması

Taş Bebek

8 dakikalık okuma · 1564 kelime

Elif, aynadaki yorgun ama hâlâ güzel yüzüne baktığında, hayatının en azından dışarıdan bakıldığında ne kadar eksiksiz göründüğünü düşündü. Otuz sekiz yaşındaydı, başarılı bir mimardı, yakışıklı ve karizmatik bir iş adamı olan Cem ile on beş yıldır evliydi ve gözünün nuru yedi yaşındaki oğulları Deniz, onların yaşam çiçeğiydi. Boğaz’a nazır lüks daireleri, haftasonu kaçamakları, eşi dostu kıskandıran uyumları… Herkes onlara imrenirdi. Ama Elif, son aylarda ruhunun derinliklerinde kemiren küçük bir boşluğu, ince bir sızıyı hissetmeden edemiyordu. Cem’in iş seyahatleri artmış, eve dönüşlerinde yüzündeki o yorgun ama gizemli gülümseme daha sık görünür olmuştu. “Yoğunum canım, yeni projeler çok vakit alıyor,” derdi, Elif sorguladığında. Elif de, kendi yoğunluğunu bahane edip sorgulamayı keserdi. Belki de korkuyordu.

O sabah, Deniz’i okuluna bıraktıktan sonra eve döndüğünde, Cem’in dün gece bir toplantıdan sonra eve geldiğinde gelişi güzel fırlattığı ceketini toplamak için yatak odasına girdi. Ceketin cebinden bir şeyler düşmüştü. Eğilip baktığında, kalbi garip bir şekilde sıkıştı. Yerde duran şey, Deniz’in okulda yaptığına benzer, kilden yapılmış, üstünkörü boyanmış küçük bir “taş bebek”ti. Bu, Deniz’in geçen yıl okulda yaptığı ve çok sevdiği o kil heykellerden biriydi. Ama Elif biliyordu, bu Deniz’inki değildi. Deniz’in yaptıklarının hepsini saklamıştı, her birini tanırdı. Bu bebek, daha yeni yapılmış gibi duruyordu, kili kurumamış, boyası taze. Ve daha da tuhafı, Deniz’in okulunun logosunun olduğu küçük bir kağıt parçasına sarılıydı. Ama bu logo, Deniz’in okulunun logosu değildi. Benzer, ama farklıydı. Bir an eli titredi. Cem’in ne işi vardı böyle bir şeyle? Bir müşterinin çocuğu mu vermişti? Ama neden saklasın?

İçi içini yiyerek, Cem’i aradı. “Cem, aşkım, ceketinin cebinden bir şey düştü. Küçük bir kil bebek. Nedir o?” Sesi olabildiğince doğal çıkmaya çalışıyordu.
Cem’in sesi, her zamanki neşeli ve rahat tonundaydı. “Ha o mu? Şirket yeni bir sosyal sorumluluk projesi başlattı, dezavantajlı çocuklar için sanat atölyeleri düzenliyoruz. Bir tanesi de okulda yapılmış, örnek getirdim. Unutmuşum cebimde. Ne oldu, Deniz mi gördü?”
“Hayır, ben buldum. O kadar mı yoğunsunuz ki böyle çocuk projeleriyle de ilgileniyorsun şimdi?” Elif’in sesindeki imayı yakalamıştı.
“Elif’im, biliyorsun, imaj da önemli. Yakın zamanda lansmanı var projenin, onunla uğraşıyoruz. Merak etme sen.” Cem’in cevabı tatmin ediciydi. Makul geliyordu. Ama Elif’in içinde bir kurt kemirmeye devam ediyordu. Çocuk projesi olsa dahi, neden bahsetmemişti? Neden saklamıştı? Ve neden bu kadar özel bir eşyayı, sanki sadece kendisine aitmiş gibi ceketinde taşıyordu?

Sonraki günler Elif için bir işkenceye dönüştü. Cem’in her sözü, her hareketi mercek altına girmişti. Telefonunda sürekli bir şifre vardı, eskisinde yoktu. Gece uyurken telefonunu yatağın kenarına bırakıp tuvalete gittiğinde, Elif uzanıp ekranı açmaya çalıştı. Başaramadı. Yüzündeki ifade, sabah aynada gördüğü kadından çok farklıydı. Şüphe, gözlerinin altına mor halkalar eklemiş, omuzlarına ağırlık bindirmişti.

Bir akşam, en yakın arkadaşı Leyla’yla kahve içiyorlardı. Leyla, Elif’in eski üniversite arkadaşı, sırdaşı, kızı Deniz’in vaftiz annesiydi. Leyla, Elif’in yüzündeki dalgınlığı fark etti. “Ne oldu sana canım? İyi değilsin. Cem’le bir sorun mu var?”
Elif, Leyla’ya anlatmaya karar verdi. Belki de bu sırrın ağırlığını paylaşmak iyi gelirdi. Taş bebeği anlattı, Cem’in yalanını, artan iş seyahatlerini, telefon şifresini…
Leyla, Elif’i dikkatle dinledi, ara sıra başını sallayarak onayladı. “Canım, erkekler işte. Belki de gerçekten öyle bir projedir. İmaj derdiyle saklamıştır senden. Cem’i tanıyoruz, o sana öyle bir şey yapmaz.” Sesi teskin ediciydi ama Elif’in içinde hala bir şeyler doğru gelmiyordu. Leyla’nın yüzünde, Elif’in yakalayamadığı, çok kısa süren bir ifade gördü, adeta bir gölge… Ama saniyeler içinde kayboldu. “Ama sen yine de içini rahatlatmak istiyorsan, biraz araştır canım. Erkekler bazen saklamayı sever, ama bu iyi niyetli bir saklama da olabilir.”
Elif, Leyla’nın bu son sözleriyle daha da cesaretlendi. Evet, araştıracaktı. İçini rahatlatmak istiyordu, ya da en kötüsüne hazırlanmak.

Ertesi gün, Elif araştırmaya başladı. Taş bebeğin sarılı olduğu kağıttaki logoyu internette arattı. Sonunda buldu. Şehrin daha az bilinen, orta halli bir semtinde yer alan, “Umut Işıkları Çocuk Atölyesi” adında bir yerdi. Haritadan baktığında, Cem’in şirketinden oldukça uzak, hatta tamamen alakasız bir bölgeydi. Cem’in şirketinin sosyal sorumluluk projesiyle ilgili hiçbir haber, hiçbir basın bülteni yoktu. Cem yalan söylemişti.

Elif’in midesi düğüm düğüm oldu. Eli telefona gitti, Cem’i arayıp hesap sormak istedi. Ama sonra durdu. Acele etmemeliydi. Ne kadar derine inmişti bu yalan? Taş bebek sadece bir başlangıç mıydı?

Bir sonraki adım, Cem’in telefonuydu. Uyku saatlerini dikkatle gözlemledi. Bir gece, Cem derin bir uykuya daldığında, telefonunu yavaşça yastığının altından aldı. Parmağını Cem’in yüzüne doğru yaklaştırdı, yüz tanıma sistemini açmayı denedi. İşlem başarısız oldu. Parmak izini denedi. Yine başarısız. Sinirleri gerilmişti. Şifre… Bildiği tüm şifreleri denedi. Doğum tarihleri, yıldönümleri, Deniz’in doğum günü. Hiçbiri değildi.
Tam ümidini kesmek üzereyken, aklına bir tarih geldi. Üniversite yıllarında Cem’le tanıştıkları ilk günün tarihi. Şaka olarak söylemişti Cem bir zamanlar, “En özel günümün şifresini kimseye vermem” diye. Elif titreyen parmaklarıyla tuşlara bastı. Ekran açıldı.

Kalbi kulaklarında atıyordu. Hızla mesajlara ve arama kayıtlarına baktı. Cem’in numarasında kaydedilmiş “Yönetim” isminde bir numara dikkatini çekti. Normalde Cem’in iş arkadaşları isimleriyle kayıtlıydı. Yönetim neydi? Mesajlaşma geçmişini açtı. Mesajlar silinmişti, sadece son birkaç tanesi görünüyordu. Ama o son birkaç mesaj, Elif’in kanını dondurmaya yetti.

*Yönetim: Yarın saat 15.00’te okul çıkışında seni bekleyecek. Geç kalma, yoksa yine söylenir. Öpücükler.*
*Cem: Tamam aşkım. Ona küçük bir sürprizim var. Seni de çok özledim.*

“Aşkım”? “Öpücükler”? Elif, telefonun elinden kayıp düşmemesi için zor tuttu. Gözleri doldu, görüşü buğulandı. Cem’in onu aldattığına dair tüm şüpheleri, şimdi bir tokat gibi yüzüne çarpmıştı. Ama kimdi bu “Yönetim”? Cem’in şirketinde böyle bir pozisyonda kimse yoktu.

Ertesi gün, Elif planını yaptı. Cem’in işe gitmesini bekledi. Ardından, Umut Işıkları Çocuk Atölyesi’nin adresini telefonuna yazdı ve arabasına bindi. Elleri direksiyonda titriyordu ama adeta otomatik pilota bağlanmış gibi ilerliyordu. Gitmeliydi. Görmeliydi.

Umut Işıkları Atölyesi, şehrin göbeğinde, eski binaların arasında sıkışmış, mütevazı bir binaydı. Elif, arabasını biraz uzağa park etti. Saat öğleden sonra ikiye geliyordu. Atölyenin giriş kapısının önünde beklemeye başladı. Yarım saat sonra, atölyeden çıkan çocuklar ve onların ebeveynleri, öğretmenler göründü. Elif gözlerini dört açmıştı. Acaba “Yönetim” dedikleri kadın kimdi? Belki de çocuğu kimdi?

İşte o an oldu. Elif’in kalbi duracak gibi oldu. Atölye kapısından çıkan son kişi, Leyla’ydı. Evet, Leyla. Elif’in en yakın arkadaşı. Leyla, elinde küçük bir çocukla gülümsüyordu. Küçük kızın saçları Cem’in saçları gibi koyu kahverengiydi, gözleri ise… Cem’in gözlerinin aynısıydı. Kız, Leyla’nın elini tutmuş, sevinçle zıplıyordu. Ve tam o sırada, köşe başında bekleyen siyah araba kapılarını açtı. Cem, gülümseyerek arabadan indi. Küçük kız, “Baba!” diye bağırarak Cem’e doğru koştu. Cem, kızı kucağına aldı, döndürdü, öptü. Ardından Leyla’ya döndü, onun saçlarını okşadı ve ikisi de birbirlerine baktı, Elif’in Cem’in yıllardır kendisine bakmadığı gibi bir bakışla… Sıcak, samimi, aşık bir bakış.

Elif, nefes almayı unuttuğunu fark etti. Gözleri yanıyordu, görüşü tekrar buğulandı. Arabasının direksiyonuna sarıldı, tırnakları avuç içlerine batıyordu. İhanet… En yakın arkadaşından, kocasına kadar. Bu, sadece bir aldatma değildi. Bu, yıllarca süren, özenle gizlenmiş, planlı bir ihanetti. Taş bebek, sadece bir başlangıç değil, bir bitişti. Deniz’den daha küçük bir kızı vardı Cem’in. Leyla’dan. Ne zamandır? Ne kadar süredir? Tüm hayatı bir yalan mıydı?

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadı. Yüzü yaşlarla ıslanmış, gözleri şişmiş bir halde, Cem eve gelene kadar bekledi. Kapının anahtar sesini duyduğunda, derin bir nefes aldı. İçeri girdi Cem. Her zamanki gibi neşeliydi, elinde Elif’in en sevdiği çiçeklerden bir buket vardı.
“Hoş geldin aşkım,” dedi Cem, gülümsedi. “Bak ne getirdim sana.”
Elif, Cem’in yüzüne boş gözlerle baktı. Elindeki buketi aldı, yere fırlattı. Çiçekler etrafa saçıldı. Cem’in yüzündeki gülümseme dondu.
“Ne yapıyorsun Elif?”
Elif’in sesi buz gibi çıktı. “Senin benden neyi sakladığını biliyorum Cem. Ve Leyla’yla olan sırrını da. Taş bebeği de buldum. O Umut Işıkları Atölyesi’ni de. Kızını da. Her şeyi biliyorum.”
Cem’in yüzü bembeyaz oldu. Kekeledi. “Elif… Ben… Bu… Yanlış anlama…”
Elif’in kahkahası, acıyla karışık, histerik bir çığlığa dönüştü. “Yanlış anlama mı? Ne kadar süredir bu yalanı yaşıyorsun? Kaç yıldır ikinizin de hayatında bir piyonum ben? Deniz’in küçük bir kardeşi olduğunu düşünememiş miydin Cem? Benim en yakın arkadaşım… Leyla… Nasıl yaptınız bunu bana? Nasıl?”
Cem dizlerinin üzerine çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. “Elif, dinle beni lütfen. Çok pişmanım. Leyla ile üniversiteden önce… Bir ilişkimiz vardı. Sonra bitti, sen hayatıma girdin. Ama sonra bir gün… Bir kaza oldu. Bir defalık bir şeydi. Ve Leyla hamile kaldı. İkinci defa bir araya gelmiştik, kötü zamanlardı, ayrılığın eşiğindeyken. O dönemde oldu. Sana söyleyemedim Elif, mahvolursun diye korktum. Her şeyi kaybederim diye korktum. Ona destek oldum, uzaktan baktım. Yemin ederim sadece onun babası olarak… Arada bir görüşüyorduk. Leyla da çok pişman. Bu sırrı ikimiz de hayatımız boyunca saklamayı planlıyorduk. Seni kaybetmek istemedim.”
Elif’in gözleri doldu. “Beni kaybetmek istemedin mi? Cem, sen beni zaten kaybetmişsin. Ben çoktan kaybolmuşum. Senin de Leyla’nın da vicdanının ne kadar rahat olduğunu merak ediyorum. Bana bu yalanı yaşatırken, yüzüme gülerken… Oğlumuza bakarken… Nasıl başardınız?”
Sesi titremeye başladı. “Deniz… Benim bir tanecik oğlum. Ona nasıl açıklayacağım? Onun mükemmel babasının, herkesten gizlediği bir kızı olduğunu, en yakın arkadaşımın annesi olduğunu nasıl anlatacağım ona?”
Cem ağlıyordu. “Ne olur Elif, bize bir şans daha ver. Deniz için. Yemin ederim her şeyi düzelteceğim.”
Elif başını salladı, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. “Hayır Cem. Artık düzeltecek bir şey kalmadı. Sen ve Leyla benim için öldünüz. Bu evde daha fazla nefes alamam. Yarın avukatımla görüşeceğim. Ve Deniz’i alıp gideceğim. Senin de Leyla’nın da bu kirli sırrın da olmadığı bir yere.”

Elif, Cem’in şaşkın ve perişan bakışları altında, yatak odasına yürüdü. Kapıyı kapattı. Bir bavul çıkardı. İçine sadece en temel eşyalarını ve Deniz’in sevdiği oyuncakları doldurdu. Dolabının aynasından yansıyan görüntüsüne baktı. Gözleri şiş, yüzü mosmor, ama omuzları artık o kadar kambur değildi. Yıllarca üzerine çöken görünmez bir yük kalkmıştı sanki. Bu, acımasız bir uyanıştı ama aynı zamanda bir özgürleşmeydi. Kapıyı ardına kadar açık bırakmıştı. Artık taş bebekler, yalanlar ve aldatmalar yoktu. Sadece o vardı. Ve oğlu Deniz. Onlar yeni bir hayata doğru yürüyecekti.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top