Aile Draması
Abla Sandığım
Elif, mutfak penceresinden sokağı seyrederken, zihni yine yıllar öncesine, anne ve babasının vefatından sonraki o sisli günlere kaymıştı. O zamanlar yirmilerinin sonlarında, kendi genç evliliği ve yeni doğmuş kızı Ceren’le boğuşan, hayatın tüm yükünü omuzlarında hisseden bir kadındı. Babası, küçük birikimleriyle aldığı o üç katlı apartmanı, iki kızına eşit paylaştırarak huzur içinde son yolculuğuna çıkmıştı. Bir üst katta oturan, çocuksuz, yaşlı ve gittikçe hafıza sorunları yaşayan halaları Meliha Teyze’nin de bakımı mirasın ayrılmaz bir parçasıydı. Elif, o günlerde mirasın getirdiği maddi yükten çok, anne babasızlığın duygusal boşluğuyla mücadele ederken, ablası Ayşe adeta bir kurtarıcı gibi ortaya çıkmıştı.
Ayşe, Elif’ten on yaş büyüktü. Daima daha aklı başında, daha düzenli, daha pratikti. “Senin işin başından aşkın Elif’çiğim, ben hallederim her şeyi,” demişti o zamanlar. Apartmanın kiracılarıyla ilgilenmekten, faturaları ödemekten, Meliha Teyze’nin ihtiyaçlarını karşılamaktan, hatta binanın ufak tefek tamiratlarını bile organize etmekten Ayşe sorumluydu. Her ayın başında Elif’in hesabına düzenli olarak yatan meblağlar, ablasının titizliğini ve dürüstlüğünü gösteren en büyük kanıttı. Elif de, hayatının o yoğun döneminde, bu düzenlemeye minnettar kalmıştı. Ayşe’nin varlığı, onun için sadece bir abla değil, aynı zamanda güvenin, istikrarın ve aile bağının somut bir simgesiydi. Demir, eşi, ara sıra “Ayşe abla her şeyi tek başına mı hallediyor? Sen de biraz dahil olsan iyi olmaz mı?” diye sormuştu ama Elif her seferinde omuz silkmiş, “Ayşe abla bunca yıldır sorunsuz halletti, neyine karışacağım ki?” diye geçiştirmişti.
Ta ki o güne kadar.
Meliha Teyze’yi ziyarete gitmişlerdi. Elif, apartmanın merdivenlerini çıkarken, nedense bu sefer daha dikkatli incelemişti duvarları. Sıvalar dökülüyordu birkaç yerden, basamaklar eskimiş, loş ışıklandırma insanı tedirgin ediyordu. Hâlbuki Ayşe, altı ay önce “binanın ortak alanlarına bakım yaptıklarını” söyleyerek her ikisinin payından da yüklü bir kesinti yapmıştı. Elif, o zamanlar bunun sadece “yüksek çıkan bir masraf” olduğunu düşünmüştü.
Meliha Teyze’nin dairesine girdiklerinde, içerideki soğukluk Elif’i şaşırtmıştı. “Teyzeciğim, kaloriferler yanmıyor mu?” diye sordu endişeyle. Meliha Teyze, titrek sesiyle, “Yanıyor kızım yanıyor da, hep kısık. Ayşe ‘faturalar çok yüksek geliyor, idareli kullanalım’ dedi. Ben de üşürsem hırka giyiyorum artık,” diye yanıtladı. Elif’in içine bir kurt düşmüştü. Hâlbuki Ayşe, son zamanlarda kiralara zam yapıldığını, gelirlerin arttığını söylemişti. O zaman neden teyzesi bu kadar kısıtlı yaşıyordu?
Eve döndüğünde, Elif’in zihni karmaşıktı. Ayşe’yi sorgulamak istemiyordu, bu onun ablasına olan sarsılmaz güvenine ihanet olurdu. Ama teyzesinin soluk yüzü, titreyen elleri ve her zamankinden daha ince hırkası gözünün önünden gitmiyordu. Ertesi gün, bir bahane uydurarak, yıllardır hiç aramadığı, apartmanın giriş katındaki kiracı Mehmet Bey’i aradı. Mehmet Bey, babasının zamanından beri orada oturuyordu, aile dostu gibiydi.
“Mehmet Amca, nasılsınız?” diye söze başladı Elif, yapmacık bir neşeyle. Konuşma ilerledikçe, lafı yavaşça apartman giderlerine getirdi. Mehmet Bey, iç çekerek, “Sağ ol kızım, yuvarlanıp gidiyoruz. Ayşe Hanım sağ olsun, apartmanı idare ediyor. Geçen ay yine zam yaptı, biliyorsun. Kış geliyor, doğalgaz masrafları artacak diye,” dedi.
Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. “Zam mı yaptı?” diye sordu, sesindeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak. “Ne kadar oldu kiralar şimdi?”
Mehmet Bey, yeni kira miktarını söylediğinde Elif dondu kaldı. Bu, Ayşe’nin kendisine beyan ettiği rakamdan çok daha fazlaydı. Aradaki fark, bir aylık kira gelirinin neredeyse üçte biriydi. Elif, Mehmet Bey’e teşekkür edip telefonu kapattığında, elleri titriyordu. İlk kez, ablasının dürüstlüğünden şüphe etmeye başlamıştı.
Bu şüphe, bir zehir gibi Elif’in içine yayıldı. İnternet bankacılığına girdi. Son altı aylık hesap hareketlerine baktı. Ayşe’nin gönderdiği meblağlar, Mehmet Bey’in söylediği kira ve diğer kiracıların kira gelirleriyle asla örtüşmüyordu. Ayşe her seferinde “beklenmedik bir tamirat,” “vergi zammı,” ya da “kiracının geciken ödemesi” gibi bahaneler uydurarak kesintileri açıklıyordu. Elif, bu bahaneleri yıllarca sorgulamadan kabul etmişti. Şimdi ise her biri koca birer yalandan ibaret gibi duruyordu.
Demir, akşam yemeğinde Elif’in dalgınlığını fark etti. “Neyin var Elif, keyfin yok gibi?” diye sordu. Elif, yaşadığı şüpheleri, içindeki fırtınayı kocasına anlatmaya karar verdi. Demir, dikkatle dinledi, yüzünde ciddiyet belirdi. “Bence bu işi araştırman lazım Elif. Ortada ciddi bir durum var gibi duruyor. Ayşe abla… böyle bir şey yapar mı bilemem ama, bazen en yakınlarımız bile yanıltabilir bizi.” Demir’in bu cümlesi, Elif’in içindeki son direnci de kırmıştı.
Ertesi gün, Elif annesinin ve babasının vefatından sonra Ayşe’nin eline verdiği apartmanın tapu ve yönetim belgelerini buldu. Bunların arasında bir banka hesabı numarası vardı. “Apartman Ortak Giderler Hesabı” olarak adlandırılmıştı, ve yetkili kişi Ayşe’ydi. Elif, annesinin ve babasının bankasına gitti. Kendisini mirasçı olarak tanıtıp, bu hesaba dair bilgi almak istediğini belirtti. Banka yetkilisi, uzun bir incelemeden sonra, hesabın dökümlerini Elif’e verdi.
Elif, kağıtları eline aldığında kalbi ağzına geldi. Gözleri satırlarda gezinirken, midesine bir yumruk yemiş gibi oldu. Hesaba giren kira gelirleri, Ayşe’nin kendisine beyan ettiği rakamlardan çok daha yüksekti. Ancak daha da korkunç olanı, bu hesaptan düzenli olarak, bazen haftalık bazen aylık olarak çekilen yüklü miktarlardaki nakit paralar ve ‘Çeşitli Giderler’ adı altında yapılan transferlerdi. Bu transferlerin çoğu ‘Can Borç Ödemesi’ gibi açıklamalarla yapılmıştı, üstelik uzun bir süredir. Can, Ayşe’nin oğlu, Elif’in yeğeniydi. Genç, yakışıklı ama bir türlü dikiş tutturamayan bir çocuktu. Üniversiteyi bırakmış, birkaç kez iş kurma denemesi başarısız olmuş, en son kumar borçlarına battığı fısıltıları Elif’in kulağına gelmişti ama Ayşe hep “Abartıyorlar, çocuk biraz hevesli ama halledecek” diyerek bu konuları geçiştirmişti.
Demek Can’ın borçları… Elif, gözleri dolarken dökümlere bir kez daha baktı. Yıllardır ablası, annesinin ve babasının mirasını, halalarının nafakasını, hatta kendisinin hakkı olan parayı, oğlu Can’ın bitmek bilmeyen borçlarını ödemek için kullanmıştı. Ve bunu ondan, öz kardeşinden gizlemişti. Sanki Elif, bunca yıl ablasına yük olmasın, başını ağrıtmasın diye tüm yükü ona vermişti de, Ayşe bu güveni en kötü şekilde istismar etmişti. Meliha Teyze’nin kısık kaloriferleri, eskiyen merdivenler, dökülen sıvalar… Hepsinin bir anlamı vardı şimdi.
Elif, titreyen elleriyle Ayşe’yi aradı. Sesi, kendi kulağına bile yabancı geliyordu. “Abla, seninle konuşmamız gereken çok önemli bir konu var. Hemen, bu akşam.”
Ayşe, Elif’in sesindeki gerginliği fark etmiş olmalı ki, hemen kabul etti. “Peki canım, akşam gelirim ben sana.”
Akşam yemeğinden sonra, Demir ve Ceren’i yatak odasına gönderdikten sonra Elif, salonda ablasını beklemeye başladı. Kapı çaldığında, sanki bir celladı karşılayacak gibi ağır adımlarla kapıya yürüdü. Ayşe içeri girdi, her zamanki gibi bakımlı, güler yüzlüydü. Elif’in yüzündeki ifadeyi görünce, gülümsemesi silindi. “Ne oldu Elif? Yüzün bembeyaz.”
Elif, elindeki banka dökümlerini masanın üzerine fırlattı. “Ne mi oldu abla? Sen bana anlatacaksın. Bunlar ne?”
Ayşe’nin gözleri dökümlere kaydı, sonra bembeyaz kesildi. Yüzündeki kan çekilmiş gibiydi. İlk önce inkâr etmeye çalıştı. “Bunlar ne? Anlamıyorum. Nereden buldun bunları?”
“Anlama numarası yapma abla,” dedi Elif, sesi buz gibiydi. “Yıllardır o apartmandan gelen parayı, benim ve Meliha Teyze’nin hakkı olanı, Can’ın borçlarını kapatmak için kullandığını biliyorum. Her şeyi biliyorum.”
Ayşe, sandalyeye çöktü, ellerini yüzüne kapattı. Gözyaşları, parmaklarının arasından süzülmeye başladı. İlk önce hıçkırıklar, sonra içli bir ağlama sesi tüm salonu doldurdu. “Elif… Ben… Ben çok pişmanım. Biliyorum, çok büyük bir hata yaptım.”
Elif, ablasının ağlamasını dinlerken kalbinde hiçbir yumuşama hissetmedi. Sadece derin bir boşluk, tarifsiz bir hayal kırıklığı vardı. “Pişmanlık mı? Yıllardır beni aptal yerine koydun, abla! Annemle babamın bize bıraktığı tek şeyi, seni kendime örnek aldığım o dürüstlüğü, ayaklar altına aldın. Meliha Teyze’yi soğukta, yokluk içinde bıraktın!”
Ayşe, başını kaldırdı, gözleri kıpkırmızıydı. “Can… Can o kadar başımı ağrıttı ki. Önce küçük bir borçtu, sonra birikti. Kumar oynuyordu, şirket batırdı. Benden başkasına da söyleyemedim. Hakan da öğrenmesin istedim, yüzüme bakamazdı. Ailemizin itibarını korumak istedim. Önce küçük bir miktar kullandım apartman parasından, sonra geri öderim dedim. Ama birikti, sarmal gibi beni içine çekti Elif. Her seferinde ‘son kez’ dedim, ‘geri öderim’ dedim. O kadar utandım ki senden yardım isteyemedim. Sen zaten kendi derdinle boğuşuyordun. Ben de sana yük olmak istemedim.”
Elif, acı bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. “Yük olmak istemedin mi? Beni aptal yerine koymak, arkamdan iş çevirmek sana daha mı az yük geldi? Yıllarca sana sorgulamadan güvendim abla. Sen benim için sadece bir abla değildin, bir limandı. Şimdi o limanın tuzla buz olduğunu görüyorum.”
Ayşe yalvarmaya başladı. “Ne olur Elif, ne olur affet beni. Ben çok zor durumdaydım. Can… o benim tek evladım. Onu kaybetmek istemedim. Biliyorum, hata yaptım. Her şeyi geri ödeyeceğim. Nasıl yaparım bilmiyorum ama öderim. Ne olur, annemle babamızın kemiklerini sızlatma. Aramız bozulmasın.”
“Aranız mı bozulmasın?” Elif’in sesi yükseldi. “Aramız bozulmadı abla. Sen o aramızı kendi ellerinle paramparça ettin. Güven, bir kere kırıldı mı, bir daha asla eskisi gibi olmaz. Benim için bu sadece para meselesi değil. Bu, senin kim olduğunla ilgili bir mesele. Ben sana baktığımda, artık o güvenilir ablayı görmüyorum. Gözlerinde yalanı, parmaklarında sahtekarlığı görüyorum. Bu yükle nasıl yaşayacaksın bilmiyorum ama ben bu yükü kaldıramam.”
O gece, Elif ve Ayşe arasında hiçbir zaman kapanmayacak bir uçurum açılmıştı. Ayşe, hıçkırıklarla evden ayrılırken, Elif arkasından bile bakmadı. Gözünden tek bir damla yaş gelmemişti, sadece ruhunda tarifsiz bir enkaz kalmıştı.
Ertesi hafta, Elif apartmanın tüm yönetimini üzerine aldı. Meliha Teyze’nin dairesindeki tüm tamiratları başlattı, kaloriferleri tam kapasite açtırdı. Kiracılarla tek tek konuştu, kira sözleşmelerini yeniledi. Her şey olması gerektiği gibiydi şimdi. Her ay Ayşe’nin de hesabına payını gönderiyordu, eski düzene göre olması gereken tam miktarı. Ama artık bu gönderilen para, ablasına olan sevgisinden ya da güveninden değil, sadece bir borcun ödenmesi gibiydi.
Ayşe defalarca aradı, mesajlar attı, görüşmek istedi. Elif, mesajlara kısa ve resmi yanıtlar verdi, telefonlarına çıkmadı. İçindeki öfke yavaş yavaş dinerken, yerini soğuk bir mesafeye bırakıyordu. Biliyordu ki, zaman bazı yaraları iyileştirse de, bazıları kalıcı izler bırakırdı. Ve onun kalbindeki abla imgesinin yerinde, artık kocaman, boş bir oyuk vardı. Abla sandığı kadın, sadece bir gölgeye dönüşmüştü. Ve Elif, bu gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundaydı. Yıllarca güvendiği o liman yıkılmıştı ve o artık kendi başına ayakta durmayı öğrenmişti, acı bir ders pahasına.
