aile draması
Gölgelerdeki Adam
Elif, kristal bir kadehin kenarını parmağıyla okşarken, sanatçıların birbirine karışan sesleri, şarap kokusu ve klasik müzik tınıları arasında anlık bir sessizliğe gömüldü. Kocası Emir’in kolunda, Kadıköy’deki yeni açılan galeride gezinmek, genellikle haftanın tüm yorgunluğunu unutturan bir ritüeldi. O an, bir tablonun önünde duran adama takıldı gözleri. Griye çalan saçları, hafifçe çökük omuzları ve yan profilinden bile hissedilen derin melankolisi… Bir anlığına kalbi durdu. Adam, Emir’in gençlik fotoğraflarındaki Serkan’a o kadar benziyordu ki, Elif’in nefesi kesildi. Serkan, Emir’in yıllar önce, gençlik yıllarında bir araba kazasında hayatını kaybettiğini söylediği en yakın arkadaşıydı.
“Emir,” diye fısıldadı, kolunu sıkarak. “Şu adama baksana. Tanıdık gelmiyor mu?”
Emir, başını tabloya çevirmiş, bir elini çenesine götürmüş, düşünceli bir ifadeyle bakıyordu. Elif’in sorusuyla irkildi, bakışları hızla Elif’e, sonra gösterdiği yöne kaydı. Yüzünde anlık bir gerilim belirdi, gözleri hızla seyirciler arasında gezindi, sonra tekrar Elif’e döndü. “Kimden bahsediyorsun hayatım? Ben kimseyi tanımıyorum.” Sesi alışılmadık derecede sertti.
Elif, adama tekrar baktı. Adam, omuzlarının üzerinden onlara doğru bakıyor gibiydi, ama bakışları boşluktaydı. Sonra yavaşça kalabalığa karıştı ve gözden kayboldu. “Yok bir şey,” dedi Elif, rahatsız edici bir ürpertiyle. “Sadece bir an için çok tanıdık geldi.”
Emir’in elini daha sıkı tuttuğunu hissetti. “Sanırım yorgunluktan. Hadi, şuradan çıkalım, başım ağrımaya başladı.”
O gece, Elif uyuyamadı. Rüyalarına o adamın silueti girdi, sonra o siluet Serkan’ın gençlik fotoğraflarındaki yüzüyle birleşti. Emir’in geçmişi, Elif için her zaman biraz kapalı bir kutuydu. Birlikte geçirdikleri yedi yılda, Emir geçmişinden çok nadir bahsederdi. En yakın arkadaşı Serkan’ı kaybetmenin travması yüzünden olduğunu düşünürdü Elif. Hatta Emir’in ona sık sık bahsettiği o “dostluk” hikayesi, Elif için Emir’in ne kadar vefalı ve derinden seven bir insan olduğunun kanıtıydı. Oysa şimdi, o hikayenin üzerine tuhaf, gri bir gölge düşmüştü.
Ertesi sabah, kahvaltıda Emir’e o adamı tekrar sordu. “Emir, gerçekten o adamı hiç tanımıyor musun? Bana Serkan’ın hayatta olsaydı şimdiye benzeyeceği kişi gibi geldi.”
Emir, gazeteyi masaya sertçe bıraktı. “Elif, lütfen. Dün de konuştuk. Artık şu konuyu kapatır mısın? Serkan öldü. Yıllar önce. Tanımadığım bir adamı ona benzetip durman hem saçma hem de can sıkıcı.” Ses tonu, Elif’in duymaya alışık olmadığı bir hiddet taşıyordu.
Elif sustu. Genellikle sakin ve sabırlı olan Emir’in bu tepkisi, içindeki şüpheyi daha da büyüttü. Emir’in geçmişine dair bir şeylerin doğru olmadığını hissetmeye başladı.
Sonraki günler Elif için bir labirente dönüştü. İç mimar olan Elif’in projesi için yeni bir mobilya tasarımcısı arayışı, onu beklenmedik bir isme yönlendirdi: Metin Karaman. Atölyesini ziyarete gittiğinde, Metin’in o sergide gördüğü adam olduğunu fark etti. Kalbi göğsünde gümbür gümbür atıyordu. Metin’in yüzünde, sergideki melankolik ifadeden eser yoktu. İşine tutkuyla bağlı, el becerisi yüksek, yaratıcı bir adamdı. Konuşmaları sırasında, Metin’in tavırlarında Emir’e karşı garip bir dikkat sezdi Elif. Bazen Emir’den bahsederken, yüzünde hüzünlü, bazen de alaycı bir ifade beliriyordu. Bu, Elif’i daha da tedirgin etti.
Elif, Metin’le çalıştıkça, onunla Emir arasındaki görünmez bağı daha derinden hissetmeye başladı. Bir gün Metin’in atölyesinde, bir rafın üzerinde duran eski, çerçevesiz bir fotoğrafa takıldı gözü. Fotoğrafta üç genç adam, omuz omuza, geniş geniş gülümsüyordu. Ortadaki Serkan’dı, solundaki Emir, sağdaki ise Metin’in gençlik haliydi. Elif’in kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Metin’in ismi Serkan’dı. Ve Emir bunu ondan saklamıştı.
Nefesi kesildi, fotoğrafı eline aldı. Genç Emir’in yüzündeki saf neşe, şu anki Emir’in yüzünden ne kadar da farklıydı. Metin, Elif’in elindeki fotoğrafı görünce yüzündeki gülümseme dondu. Bakışları Elif’in gözleriyle buluştu, içinde açıklanamaz bir acı ve öfke vardı.
“Bu kim?” diye sordu Elif, sesi titreyerek. “Bu sen misin? Ve… bu Emir mi?”
Metin’in dudakları hafifçe kıvrıldı, acı bir gülümsemeyle. “Eskidenmiş… Çok eskiden. O zamanlar Metin değildim, Serkan’dım.”
Elif’in dünyası başına yıkılmıştı. Serkan ölmemişti. Emir ondan bunu saklamıştı. Yedi yıldır, evli olduğu adam, hayatının en büyük sırrını, en yakın arkadaşının yaşadığı gerçeğini ondan saklamıştı.
Atölyeden nasıl çıktığını, eve nasıl geldiğini hatırlamıyordu Elif. Beyni dönüyordu. Her şey bir yalan mıydı? Emir’in dürüstlüğü, güvenilirliği, aşkları… hepsi bir illüzyon muydu?
Eve geldiğinde, Emir henüz dönmemişti. Elif, titreyen ellerle Emir’in çalışma odasına gitti. Genellikle asla dokunmadığı, Emir’in özel alanı olan bu odayı alt üst etti. Eski CD’ler, kitaplar, dosyalar… Nereye bakacağını bilmiyordu. Çekmecelerden birinde, en altta, eski bir not defteri buldu. Kenarları yıpranmış, derisi soyulmuş bir defterdi. Emir’in gençlik günlüğüne benziyordu.
Elif, sayfaları çevirdikçe kalbi daha da hızlandı. Emir’in gençlik el yazısı, sayfalar dolusu kafa karışıklığı, pişmanlık ve korkuyla doluydu.
*12 Haziran 2004: Ne yaptım ben? Serkan… Affet beni kardeşim. Her şey benim yüzümden oldu. O lanet gece… o araba…*
*15 Haziran 2004: Serkan gitmeyi kabul etti. Benim için. Bana bir şans daha verdi. Yaşayacağım hayatı onun için de yaşayacağım. Ona söz verdim. Kimse bilmeyecek. Elif… O asla öğrenmemeli.*
Elif’in boğazına bir yumru oturdu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bir araba kazası, bir sır, bir fedakarlık… Her şey parçalara ayrılmıştı. Emir’in ona anlattığı Serkan’ın ölümü yalandı. Serkan ölmemiş, Emir’in hayatını kurtarmak için ortadan kaybolmuştu.
Geçmişe doğru düşünmeye başladı. Emir’in neşeli çocukluk hikayelerinde hep Serkan vardı. Serkan’dan bahsederken yüzündeki o hüzün, gerçekten de acı kaybettiği bir arkadaşın hüznü müydü, yoksa bu büyük sırrı taşıyan bir adamın vicdan azabı mı?
Akşam Emir eve geldiğinde, Elif’i oturma odasında, eski günlüğü elinde gördü. Yüzündeki ifade, sanki bir hayalet görmüş gibiydi. Gözlerinde ne bir açıklama ne de bir kaçış vardı. Sadece teslimiyet.
“Elif…” Sesi güçsüzdü.
Elif, ayağa kalktı. Günlüğü sertçe sehpaya bıraktı. Gözleri yaşlarla doluydu ama sesi buz gibiydi. “Serkan yaşıyor, değil mi Emir? O Metin Karaman… O Serkan. Sen bunu benden yedi yıldır sakladın. Her şeyi. Kim olduğunu, kiminle evli olduğumu, kiminle yaşadığımı…”
Emir, yavaşça koltuğa oturdu, başını ellerinin arasına aldı. “Dinle Elif, her şeyi açıklayabilirim. Zor bir durumdu, o zamanlar çok gençtik…”
“Zor bir durum mu?” diye bağırdı Elif. Sesi titriyordu. “Zor bir durum, yedi yıldır karına yalan söylemek mi? Tüm hayatını bir yalan üzerine inşa etmek mi? Arkadaşının senin için hayatını feda etmesine izin verip sonra onun ölü taklidi yapmasına yardım etmek mi?”
Emir başını kaldırdı, gözleri kıpkırmızıydı. “O gece… çok sarhoştum Elif. Arabayı ben kullanıyordum. Bir adama çarptık. Serkan benim geleceğimi mahvetmek istemedi. Suçu üstlendi. Sonra da şehirden kaçtı. Ona yardım ettim, çünkü o benim kardeşim gibiydi. O olaydan sonra kendimi topladım, değiştim. Seninle tanıştığımda, o karanlık geçmişin beni rahat bırakmasını istedim. Sana temiz bir sayfa açtım. Seni bu karanlığa bulaştırmak istemedim.”
“Bulaştırmak istemedin mi?” Elif, acıyla gülümsedi. “Tüm hayatımı bu karanlığın üzerine inşa ettin! Seninle kurduğum her şey, her anımız, bu ev, kızımız Defne… Hepsi bir yalan üzerine kuruluymuş! Sen bu yükle nasıl yaşadın bunca yıl?”
“Vicdan azabından her gece öldüm ben!” Emir’in sesi yükseldi. “Her günüm, Serkan’a borçlu olduğumun bilinciyle geçti. Ona yardım ettim, gizlice destekledim. O, benim geçmişteki günahım Elif. Benim en büyük sırrım. Seninle yeni bir hayat kurmak istedim. Temiz, dürüst bir hayat…”
“Dürüst mü?” Elif’in sesi ağlamaktan kısılmıştı. “Neresi dürüst bunun Emir? Sen, bana, evliliğimize ihanet ettin! Serkan’a yaptığın haksızlığı geçtim, bana yaşattığın bu yalanla beni nasıl yaşatacaksın? Ben sana nasıl güveneceğim şimdi? Her baktığımda, o günlüğü, Serkan’ın yüzünü, senin o geceki sarhoş halini göreceğim. Sen benim için kimsin şimdi Emir?”
Emir ayağa kalktı, Elif’e doğru bir adım attı. “Elif, ne olur… Bana bir şans ver. Pişmanım. Çok pişmanım. Ama seni ve Defne’yi kaybetmekten korktum. Her şeyimi kaybetmekten…”
“Korktun mu?” Elif, geri adım attı. “Korkun, beni senin karanlık sırrının bir parçası yaptı. Ben şimdi, her gün kocası yıllarca yalan söylemiş bir kadın olarak uyanacağım. Bütün anılarımız sahte miydi? Benim sana olan inancım, senin bana olan sevgine olan inancım… Hepsi bir aldatmaca mıydı?”
Odanın ortasında, sanki camdan bir duvarla ayrılmış gibi durdular. Emir’in gözlerinde çaresizlik vardı, Elif’inkilerde ise kırılmış bir kalbin öfkesi. Emir’in yüzündeki maske düşmüştü. Gördüğü adam, bildiği Emir değildi. Yılların biriktirdiği yalanların ağırlığı altında ezilen, tanımadığı bir yabancıydı.
Elif, derin bir nefes aldı. Gözlerini Emir’in gözlerinden ayırmadan, “Git Emir,” dedi. Sesi, acıdan donmuştu. “Şimdi git.”
Emir’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Ama Elif’in yüzündeki kararlı ifadeyi gördüğünde, itiraz etmedi. Yavaşça başını salladı, arkasını döndü ve kapıya doğru yürüdü. Kapı kapandığında, Elif’in dizleri titredi ve kendini yere bıraktı. Elindeki günlüğün sayfaları rüzgarda hafifçe havalandı. Dışarıda yağmur başlamıştı. Elif’in içine, yıllarca inşa ettiğini sandığı hayatın, aslında kumdan bir kale olduğunu fark etmenin getirdiği tarifsiz bir boşluk çöktü. Güvendiği her şey, tuzla buz olmuştu. Artık yalnızca kendi sesi, yağmurun sesi ve kalbinin kırık tınıları vardı. Ve bir de, o gölgelerdeki adamın sureti, Elif’in zihninde sonsuza dek yankılanıyordu.
