Aile Draması

Yaralı Güven

9 dakikalık okuma · 1729 kelime

Ayşe, “TeknoTamir” tabelasının altındaki dükkanlarının loş ışığında, muhasebe defterlerine eğilmişti. Gözleri, kaleminin ucundan daha keskin, sayfalar arasında dans ediyordu. Rakamlar, onun için sadece sayılar değil, hikayelerdi; harcanan zamanın, ödenen emeğin, kazanılan ekmeğin hikayeleri. Son birkaç aydır, bu hikayelerin içinde tuhaf, rahatsız edici bir melodi fark ediyordu. Küçük, önemsiz gibi görünen tutarsızlıklar, bazen fazladan bir ödeme fişi, bazen olması gerekenden az görünen bir stok kalemi. Tek başına anlamı yoktu ama bir araya geldiklerinde, Ayşe’nin içindeki alarm zillerini çalıyordu.

Can, kocası, ortağı ve çocukluk aşkı, dükkanın arka tarafında, müşteriden yeni gelen bozuk bir laptop’ın iç dünyasına dalmış, elindeki tornavidalarla adeta cerrahi bir operasyon yapıyordu. Can’ın titizliği, işine olan aşkı her zaman Ayşe’yi büyülemişti. Ama aynı titizliği, bazen insanların iç yüzünü görmekte gösteremediğini düşünürdü. Özellikle de Murat söz konusu olduğunda.

Murat, Can’ın çocukluk arkadaşıydı. Aynı mahallede büyümüşler, aynı top peşinde koşmuşlar, aynı sıraları paylaşmışlardı. Can’ın gözünde Murat, kendinden bir parçaydı, neredeyse bir kardeş. Üniversiteyi bitirdikten sonra, Can kendi işini kurmaya karar verdiğinde, Murat da yanına gelmişti. Can’ın “TeknoTamir” hayaline can vermiş, dükkanın tedarik ve lojistik işlerine bakmıştı. Ayşe, Murat’ı severdi sevmeye, cana yakın, espirili bir adamdı. Ama onda hep bir şey eksik bulurdu. Fazla rahat, fazla umursamaz, bazen de fazla “akıllı” gelirdi ona.

“Can, bu yeni anakart stoğu neden bu kadar pahalı görünüyor?” diye sordu Ayşe, defterden başını kaldırmadan. “Geçen aykinden neredeyse yüzde yirmi fazla.”

Can omuz silkti, gözleri hâlâ ekran kartının pinlerinde. “Piyasa bu Ayşe’m, ne yapalım? Dolar aldı başını gitti. Murat ilgileniyor o işlerle, en uygununu bulmaya çalışıyordur.”

Ayşe’nin içinde bir şeyler kımıldandı. “Murat’a sordum, ‘Yeni tedarikçi, daha kaliteli ürünler’ dedi. Ama fişlere bakıyorum, isim farklı, adres farklı. Daha önce çalıştığımız tedarikçiyle devam etsek daha iyi olmaz mıydı?”

Can nihayet tornavidasını bırakıp Ayşe’ye döndü. Gözlerinde hafif bir yorgunluk ve sabırsızlık vardı. “Ayşe, Allah aşkına, Murat bu işin erbabı. Yıllardır bizimle. Boş yere kuruntu yapıyorsun. Güvenmiyorsan, sen ilgilen o zaman bütün tedarik işleriyle. O kadar işin gücün arasında.”

Ayşe yutkundu. Can’ın böyle tepki vermesine alışkındı. Murat söz konusu olduğunda Can’ın zırhı hemen kuşanılırdı. “Güvenmekle alakalı değil Can. Sadece işin başında olmak lazım. Küçük bir dükkanımız var, her kuruşun hesabı yapılmalı.”

“Yapılıyor zaten Ayşe’m. Murat yapar o hesabı. Hadi, bırak şimdi defterleri, çocukları okuldan alacağız.”

Ayşe başka bir şey söylemedi. Defteri kapattı ama içindeki rahatsızlık kapanmadı. Kendi kendine, “Belki de ben abartıyorumdur,” diye düşündü, kendini yatıştırmaya çalışarak. Ama içindeki o küçük ses fısıldamaya devam ediyordu: *Hayır, bir şeyler doğru değil.*

Günler haftaları kovaladı. Ayşe, tedarik fişleri üzerindeki şüpheli farklılıkların yanı sıra, dükkanın kasasından belli aralıklarla kaybolan küçük nakit meblağları fark etmeye başladı. İlk başta “unutmuşuzdur,” “yanlış hesaplamışımdır” diye geçiştirdi. Ama bu “unutmalar” veya “yanlış hesaplamalar” sadece Murat’ın kasayla ilgilendiği günlerde oluyordu. Ayşe, defterine ayrı bir kalem açtı, kimseye göstermediği, sadece kendi gözüyle gördüğü eksikleri not etmeye başladı. Can’a tekrar açılmak istese de, her defasında Can’ın o yorgun, “Yine mi Murat?” bakışıyla karşılaşmaktan çekindi. Evdeki huzuru bozmak istemiyordu.

Bir akşam, Can’ın telefonu çaldı. Can aceleyle arka odaya geçti, sesi fısıltıya dönmüştü. Ayşe, salondaki koltuktan, Can’ın endişeli yüzünü ve gergin omuzlarını gördü. Sadece “Tamam, ben hallederim,” ve “Sakın Ayşe’ye bir şey söyleme” sözlerini duyabildi. Can, telefonu kapattığında, Ayşe hiçbir şey olmamış gibi kitabını okumaya devam ediyordu. Can odaya girdiğinde yüzünde garip bir ifade vardı; bir endişe, bir yorgunluk, belki de bir suçluluk.

“Kimdi Can, bir sorun mu var?” diye sordu Ayşe, sesine olabildiğince masum bir ton katarak.

Can irkildi. “Yok hayatım, önemli bir şey değil. İşle ilgili ufak bir pürüz çıktı. Yarın halledeceğiz.”

Ayşe başını salladı, içinde biriken şüphe tohumları filizlenmeye başlamıştı bile. O gece uyuyamadı. Can’ın bu kadar gergin olduğu bir ‘ufak pürüz’ olamazdı. Ve ‘Sakın Ayşe’ye bir şey söyleme’… Bu cümle, zihninde yankılanıp duruyordu.

Ertesi gün, Can dükkana gitmek için evden ayrıldıktan sonra, Ayşe yatağın kenarındaki komodinin çekmecesinde, Can’ın gözlüğünü unutmuş olduğunu fark etti. Gözlüğü götürmek için dükkana gittiğinde, Can’ın masasının üzerinde rastgele duran bir cep telefonu faturası ilişti gözüne. Normalde faturalarla Ayşe ilgilenirdi. Bu, Can’ın kullandığı hattın faturası değildi. Merakına yenilerek faturayı eline aldı. Faturadaki isim: Murat. Ve o ayki kullanım dökümünde, onlarca kez aranan bir numara. Numarayı ezberinden biliyordu Ayşe; geçen yıl babasının kumar borcu yüzünden intihara teşebbüs eden eski komşularının oğluyla ilişkilendirilen, “faizcilerin” numarasıydı.

Ayşe’nin kanı çekildi. Titreyen ellerle faturayı masaya bıraktı. Gözleri kararıyordu. Demek buydu ‘ufak pürüz’, demek buydu ‘Sakın Ayşe’ye bir şey söyleme’. Murat başını belaya sokmuştu yine, ve Can onu kurtarmak için kendilerini tehlikeye atıyordu.

O gün boyunca, Ayşe dükkanda normalmiş gibi davrandı. Kasaya giren çıkan her kuruşu, gelen her fişi gözden geçirdi. Murat öğleden sonra dükkana geldiğinde her zamanki gibi neşeliydi, Can’la şakalaşıyordu. Ayşe, Murat’ın gözlerinde bir ışık, davranışlarında bir fazlalık aradı. Buldu da. Gözleri sürekli Can’ın üzerindeydi, konuşurken sesi normalden biraz daha gür çıkıyordu, elleriyle sürekli bir şeylerle oynuyordu. İçindeki yırtıcı his, artık sadece bir his olmaktan çıkmış, somut bir gerçeğe dönüşmüştü.

Akşam eve döndüklerinde, Ayşe yemek yaparken, Can, çocuklarla oturma odasında oyun oynuyordu. Ayşe, dolabın kilitli çekmecesini açtı. İçindeki kutuda, aylardır biriktirdiği fişleri, notları ve Murat’ın faturasını çıkardı. Bütün belgeleri mutfak masasına serdi. Çekmeceden gizli defterini çıkardı. Can’ın çocuklarla gülüşmelerini duydukça içi burkuluyordu. Bu masada yıllarca hayaller kurmuşlardı, şimdi ise bir yıkımın belgeleri duruyordu.

Ayşe’nin zihni hızlı hızlı çalışıyordu. Anakart tedarikindeki farklar, kasadan eksilen meblağlar, Murat’ın sürekli yeni “tedarikçi” araması, faturasındaki tefeci numarası… Hepsi birleşince korkunç bir tablo ortaya çıkıyordu. Murat, dükkandan sistematik olarak para çalıyordu. Ve Can, bunu ya fark etmiyordu ya da fark etmek istemiyordu.

Ayşe, derin bir nefes aldı. Bu konuşma zor olacaktı. Belki de hayatlarının en zoru. Çocukları yataklarına yolladıktan sonra, Can’ı mutfağa çağırdı.

Can, Ayşe’nin masaya yaydığı belgelere bakınca yüzünün rengi attı. Gözlüğünü taktı ve Ayşe’nin elindeki Murat’ın telefon faturasını aldı. Tefeci numarasını görünce, gözlerini kapattı. “Ayşe,” diye fısıldadı, sesi yılgın.

“Bana her şeyi anlat Can,” dedi Ayşe, sesi buz gibiydi ama gözlerinde gözyaşları belirmişti. “Neler oluyor? Ne zamandır biliyorsun?”

Can masaya oturdu, başını ellerinin arasına aldı. “Bir aydır… Hayır, aslında daha uzun zamandır bir şeyler döndüğünü hissediyordum. Murat’ın sürekli para istemesi, acil ihtiyaçları… Ama o kadar da kötü olamaz diye düşündüm. Çocukluk arkadaşım o benim Ayşe, ailemden biri. Ona sırt çeviremezdim.” Can’ın sesi titriyordu. “Bir hafta önce, Murat aradı. Tefecilere yüklü bir borcu varmış. Bütün parasını kumarda kaybetmiş. Onu tehdit ediyorlarmış. Benden yardım istedi. Dükkandan bir miktar para çekip ona verdim. Geri ödeyecekti, söz verdi.”

“Dükkandan mı? Ne kadar?” Ayşe’nin sesi duyulmuyordu bile.

Can gözlerini kaçırdı. “Elli bin lira.”

Ayşe’nin boğazına bir yumru oturdu. Elli bin lira, onların birikimlerinin, geleceğe dair planlarının bir parçasıydı. “Benden habersiz mi yaptın bunu Can? Kendi cebinden değil, bizim dükkanımızdan mı? Çocuklarımızın rızkından mı?”

“Geri ödeyecekti Ayşe, yemin etti!” Can, çaresizce bağırdı. “İnanmak istedim, anlıyor musun? Onu bataklıktan kurtarmak istedim.”

“Sen onu kurtarmak isterken, biz bataklığa batmışız haberin yok!” Ayşe’nin sesi şimdi yükseliyordu. “Bu fişlere bak! Bu eksilen stoğa bak! Bu adam aylardır bizden çalıyor, sen ise ‘Murat yapmaz’ diye gözünü kapıyorsun. Kör olmuşsun Can, kör! Benim söylediklerimi hiç mi duymadın? Sana güveniyorum ben, bizim geleceğimize güveniyorum. Bu ne şimdi?” Ayşe’nin gözlerinden sicim gibi yaşlar akmaya başlamıştı.

Can, masadaki belgelere baktı. Ayşe’nin titizlikle tuttuğu notlara, fark ettiği her ayrıntıya. Murat’ın kendisinden nasıl da ustaca çaldığını, kendisini nasıl da enayi yerine koyduğunu yeni yeni anlıyordu. Yüzüne tokat gibi çarpan gerçek, onu felç etmişti. En güvendiği insan, onun en büyük düşmanı olmuştu. Ve bu ihanetin ortağı, farkında olmadan kendisi olmuştu. Ayşe’nin yıllardır duyduğu o küçük rahatsızlığı şimdi kendi iliklerine kadar hissediyordu.

“Ben… Ben çok aptalım,” diye mırıldandı Can, sesi o kadar kısıktı ki Ayşe zor duydu. “Ona güvendim. O benim kardeşim gibiydi.”

“İnsan kardeşini soyar mı Can?” Ayşe’nin bu sorusu, odada bir bomba gibi patladı. “Bu sadece para meselesi değil. Bu güven meselesi. Benim sana olan güvenim, senin kendine olan güvenin, her şey paramparça oldu.”

O gece, dükkanın sadece maddi değil, manevi bir enkaz haline geldiğini fark ettiler. Can, Murat’ı aradı, sesi öfke ve acı doluydu. Murat, önce inkar etti, sonra ağlayarak itiraf etti. Borçları yüzünden gözünün hiçbir şeyi görmediğini, geri ödemek için elinden geleni yapacağını söyledi. Ama artık çok geçti. Can’ın gözünde Murat, çocukluk arkadaşından, bir yabancıya dönüşmüştü.

Ertesi sabah, Can, Ayşe’yle birlikte dükkana gitti. Murat’ı çağırdılar. Dükkanın kapılarını kapattılar. Can, Murat’a belgeleri tek tek gösterdi. Ayşe, sakin ama kararlı bir şekilde, “Banka kayıtlarında her şey var Murat. Bu gidişle sadece bizi değil, kendini de yakacaksın,” dedi.

Murat, çaresizce, diz çökmek üzereydi. Ağlıyor, yalvarıyor, af diliyordu. “Bana bir şans daha ver Can. Yemin ederim ödeyeceğim. Ne istersen yaparım.”

Can’ın içi acıyordu. Yılların dostluğu, bu anın ağırlığı altında eziliyordu. Ama Ayşe’nin yüzüne baktı. Çocuklarının geleceğine baktı. Kendi yorgun vicdanına baktı. “Murat,” dedi, sesi boğuktu, “bana olan borcun parayla ödenmez. Benim sana olan güvenimi çaldın. Benim aileme olan güvenimi, kendine olan güvenimi aldın. Bunun telafisi yok.”

Can, gözyaşları içinde, polisi aradı. Hayatının en zor kararını vermişti.

Sonraki aylar, “TeknoTamir” için bir mücadele arenasına dönüştü. Dükkanın itibarı sarsılmış, mali durumu altüst olmuştu. Bankalar kapılarını çalıyor, tedarikçiler güvenmez bakışlarla bakıyordu. Ama bu kez, Can ve Ayşe yan yana durdu. Can, ilk kez Ayşe’nin gözlerine baktığında, sadece bir eş değil, gerçek bir partner gördü. Onu görmezden geldiği her an, onun sezgilerini küçümsediği her dakika için vicdan azabı çekiyordu.

Her akşam dükkanda hesapları kontrol ederken, Can, Ayşe’nin yanına oturuyor, her fişi, her sayıyı onunla birlikte inceliyordu. Artık hiçbir şeyi Ayşe’den gizlemiyor, hiçbir şüphesini kendi içinde bastırmıyordu. Ayşe’nin gücü ve sabrı, Can’ın en büyük dayanağı olmuştu. Onun sessiz bilgeliği, Can’ın körü körüne güvenini sorgulamasına ve kendi içindeki zayıflıkları görmesine neden olmuştu.

Bir yıl sonra, “TeknoTamir” yavaş yavaş toparlanıyordu. Zararlar hâlâ tam olarak karşılanmamıştı ama dükkanın kapısı açıktı, lambaları yanıyordu ve müşteri geliyordu. Bir akşam, Ayşe yine defterlere eğilmişti. Can, kapının eşiğinde durdu, karısını izledi. Ayşe’nin yorgun ama kararlı yüzünde, mücadelelerin izleri vardı ama aynı zamanda bir zaferin de ışığı parlıyordu.

Can, usulca Ayşe’nin yanına geldi, elini omzuna koydu. “Yorgun musun Ayşe’m?” diye sordu.

Ayşe başını salladı. “Biraz. Ama her şey yoluna giriyor, değil mi?”

Can gülümsedi. “Giriyor. Senin sayende. Benim gözlerim kör olmuştu, sen açtın. Benim güvenim paramparça olmuştu, sen yeniden inşa ettin.” Elini, defterin üzerinde duran Ayşe’nin elinin üzerine koydu. “Artık sana daha çok güveniyorum. Kendime de… En azından seninle birlikte.”

Ayşe, Can’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde artık o körü körüne sadakat değil, sorgulayan, anlayan, acı çekmiş ama olgunlaşmış bir ifade vardı. Murat’ın yarattığı yıkım, onları daha sağlam bir temel üzerine oturtmuştu. Kırılan güvenin enkazından, daha güçlü, daha gerçek bir bağ inşa etmişlerdi. Bedel ağır olmuştu ama artık biliyorlardı ki, en büyük hazineleri, birbirlerine duydukları sarsılmaz güvendi. Bu güven, artık ne bir arkadaşlığın ne de bir alışkanlığın ürünüydü; bu, her şeye rağmen yeniden inşa edilen, çelikten bir sevginin eseriydi.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top