Aile Draması

Gözden Uzak, Kalpten Irak Değil

8 dakikalık okuma · 1514 kelime

Elif, İstanbul Boğazı’na nazır, modern mimarinin zarafetini taşıyan dairesinin geniş penceresinden gün batımını izlerken, içindeki huzursuzluğun aksine dışarısı sakindi. Kırmızıya, mora çalan gökyüzü, şehrin siluetini büyüleyici bir tabloya dönüştürüyordu. Emre, arkasından sessizce yaklaşıp beline sarıldığında, Elif’in yüzünde zoraki bir tebessüm belirdi. “Yine dalmışsın,” diye fısıldadı Emre, kokusunu içine çekerek. “Ne düşünüyorsun hayatım?”

Elif, Emre’nin sıcak nefesini boynunda hissederken, kalbinin atışlarının hızlandığını hissetti. “Hiç,” dedi, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. “Sadece ne kadar şanslı olduğumuzu… Bu manzara, sen, her şey.” Emre gülümsedi, Elif’in saçlarına bir öpücük kondurdu. Onun için Elif, hayatının en büyük şansıydı. Başarılı bir iş kadını, zarif bir eş ve her şeyden önemlisi, ışıl ışıl gülen gözleriyle etrafa neşe saçan bir kadındı. Oysa Elif, o gözlerin ardına gizlenen koca bir kâbusun pençesinde yaşıyordu. Geçmişinden gelen, bir hançer gibi kalbine saplanmış, her an patlamaya hazır bir sır.

Birkaç hafta önce, telefonuna gelen bir mesaj her şeyi altüst etmişti. Bilinmeyen bir numaradan gelen o kısacık cümle, Elif’in yıllarca özenle ördüğü duvarları yıkmaya yetmişti: “Beni hatırladın mı Elif? Murat.” Parmağı o mesajı silerken titrememiş, sil tuşuna basmaya cesaret edememişti. Murat. Adı bile Elif’in nefesini kesmeye yetiyordu. Murat, geçmişiyle yüzleşmek istemediği, yüzleşmeye asla cesaret edemediği karanlık bir sayfanın adıydı.

O gece Elif uyuyamadı. Yataktan kalktı, salona geçti ve pencereden boş sokağı izlemeye başladı. Murat’ın mesajından beri bu, onun rutin haline gelmişti. Zihninde, yıllar önce Anadolu’nun küçük bir kasabasında geçen o kâbus gibi gece canlanmaya başlamıştı. Gençliğin verdiği toyluk, pervasızlık, küçük kasabanın sıkıcı hayatından kaçma isteği… Ve o lanet olası araba.

Murat’la çocukluk arkadaşıydılar. Kasabanın sıkıcı akşamlarında bir araya gelir, hayaller kurarlardı. Bir gece, annesinden gizlice aldığı arabayla gezinmeye çıktıklarında, her şey tepetaklak olmuştu. Yollar karanlıktı, müzik son ses çalıyordu ve Murat direksiyonda alkolün etkisiyle gülüyordu. Elif ise omuzlarından sarkan rüzgarla birlikte özgürlüğün sarhoşluğunu yaşıyordu. Birdenbire bir karaltı belirmişti yolun ortasında. Murat ani bir frenle direksiyonu kırmış, ama çok geçti. Çarpmanın sesi, Elif’in kulaklarında yıllarca çınlayacak bir çığlığa dönüşmüştü.

Arabayı durdurduklarında, önde yatan bedeni görmüşlerdi. Yaşlı bir adamdı. Oracıkta can vermişti. Panik, korku, dehşet… Her şey o an başlamıştı. Murat, “Kimseye söyleyemeyiz Elif, hayatımız biter,” demişti. Elif ise donmuş kalmış, tek kelime edememişti. İki genç, kimsesiz sanılan yaşlı adamın cansız bedenini yol kenarına sürükleyip, arabanın ön camındaki çatlağı gizlemeye çalışmış, sonra da oradan hızla uzaklaşmışlardı. Ertesi gün kasabada “faili meçhul kaza” haberleri yankılanırken, onlar iki sırdaş, iki suç ortağı olarak birbirlerine kilitlenmişlerdi. Elif, birkaç ay sonra kasabadan ayrılmış, İstanbul’a gelmiş, yeni bir hayata başlamıştı. O günden sonra Murat’la hiç görüşmemişlerdi. Ta ki o mesaja kadar.

Ertesi sabah, Elif işe gitmek üzere hazırlanırken, telefonuna tekrar bir mesaj geldi. Bu kez Murat’tan bir konum ve bir saat vardı. “Görüşmek zorundayız,” yazıyordu. Elif’in eli ayağı buz kesti. Gitmek zorundaydı.

Belirtilen adrese gittiğinde, eski, salaş bir kafede, köşede sessizce oturan bir adam gördü. Yıllar, Murat’ın o genç, neşeli yüzünden eser bırakmamıştı. Saçları dökülmüş, yüzüne derin çizgiler eklenmiş, gözlerinin feri sönmüştü. Kısacası Murat, Elif’in aksine, geçmişin gölgesinde kalmış, yıpranmış bir adamdı.

“Murat…” dedi Elif, sesi kuru ve cılız çıkıyordu.
Murat başını kaldırdı, yorgun bir tebessümle Elif’e baktı. “Elif. Ne kadar da güzelleşmişsin. İstanbul yaramış sana.”
Elif masaya oturdu, doğrudan konuya girmek istedi. “Ne istiyorsun Murat? Yıllar sonra neden geldin?”
Murat gülümsedi, ama bu tebessümde alaycı bir ifade vardı. “Unutulmak zor değil mi? Oysa ben hiç unutmadım. O geceyi… Yaşlı adamı… Her şeyi.” Elif’in boğazı düğümlendi. “Neden şimdi? Ne oldu?”
“Benim hayatım pek de senin gibi olmadı Elif. Kasabadan çıkamadım, süründüm. Sonra bir de hastalık çıktı başıma. Tedavisi pahalı. Param yok.” Sesindeki imadan Elif’in midesi bulandı.
“Şantaj mı yapıyorsun?”
Murat masadaki çayını karıştırdı. “Hayır. Sadece hayatta kalmaya çalışıyorum. Ve senin vicdanına güveniyorum, o da kaldıysa tabii.”
Elif, masanın altından yumruğunu sıktı. “Ne kadar?”
Murat bir miktar söylediğinde, Elif’in kaşları çatıldı. Bu büyük bir paraydı. “Bunu Emre’den gizleyemem.”
“Emre mi? Kocan mı? O da ne kadar masummuş seninle ilgili. Her şeyi biliyor mu?” Murat’ın sözleri Elif’in yüreğine bir hançer gibi saplandı. “Elif, bir kere daha yardım et bana. Söz veriyorum, son olacak.”

Elif çaresizce kabul etti. Parayı denkleştirmesi kolay değildi. Bahane uydurmalıydı, Emre’den gizlemeliydi. Önümüzdeki haftalar, Elif için bir işkenceye dönüştü. Murat’a parayı verdi, ama onun sözlerinin aksine, bu son olmadı. Murat, kısa süre sonra tekrar aradı. Hastalığının ağırlaştığını, yeni bir operasyon gerektiğini söyledi. Elif, kendisini bir girdabın içinde bulmuştu. Murat’ın geçmişiyle ilgili şantajları bitmek bilmiyordu. Elif’in kurduğu o kusursuz hayat, çürümeye başlamıştı.

Emre, Elif’teki değişimi fark etmeye başlamıştı. Elif dalgınlaşıyor, yemek masasında bile uzaklara bakıyordu. Gözlerinin altı morarmış, neşesi kaybolmuştu. “Elif, bir sorun mu var? Neden bana anlatmıyorsun? Eskisi gibi değilsin,” diye sordu bir akşam Emre, Elif’in elini tutarken.
Elif, Emre’nin şefkat dolu bakışlarına karşılık veremiyordu. “İşler yoğun Emre, hepsi bu. Biraz yorgunum.” Ama yalanlarının yükü altında eziliyordu. Her geçen gün Emre’den biraz daha uzaklaşıyordu.

Bir öğleden sonra, Elif telefonunda Murat’tan gelen son mesajı okuyordu: “Yarın son görüşmemiz Elif. Her şeyi bitireceğiz. Ya sen bana yardım edeceksin, ya da ben kendime başka bir çıkış yolu bulacağım. Örneğin kocanla küçük bir sohbet…” Elif’in elleri titredi. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. Ya Emre’ye her şeyi anlatacak, her şeyi riske atacak, ya da bu girdabın içinde sonsuza kadar boğulacaktı. Elif’in aklına, her şeyden önce Emre’yi bu kirli geçmişten uzak tutmak geldi.

O gece Elif uyku tutmamıştı. Banyoya gitti, aynadaki yansımasına baktı. Gözleri yorgundu, içinde büyük bir acı vardı. Duvara dayandı, usulca yere çöktü ve ağlamaya başladı. Hıçkırıkları bütün evi dolduruyordu. Emre, uyanmış, sesleri duymuştu. Elif’i yerde ağlarken bulduğunda, kalbine bir bıçak saplandı. “Elif! Ne oldu? Neden ağlıyorsun böyle?”

Elif, Emre’nin kollarında sarsılırken, yıllardır içinde tuttuğu her şeyi bir anda dışarı vurma isteğiyle dolup taştı. “Ben… ben sana yalan söyledim Emre. Bütün hayatım bir yalan.” Kelimeler boğazından güçlükle çıkıyordu. Emre, Elif’in yüzünü avuçlarının arasına aldı. “Neler saçmalıyorsun? Bana anlat, ne olursa olsun yanındayım.”

O gece, Elif tüm geçmişini, Murat’ı, o korkunç kazayı ve sonrasında yaşananları, tüm çıplaklığıyla Emre’ye anlattı. Kelimeler dudaklarından dökülürken, sanki yılların yükü omuzlarından akıp gidiyordu. Emre, Elif’i dinlerken donakalmıştı. Yüzündeki ifade, önce şaşkınlık, sonra hayal kırıklığı ve en sonunda tarifsiz bir acıya dönüştü. Karşısındaki kadın, aşık olduğu, hayatını paylaştığı Elif miydi? O masum, narin kadının ardında böyle karanlık bir sır mı vardı?

Hikaye bittiğinde, banyoda derin bir sessizlik çöktü. Elif, Emre’nin gözlerine bakmaya cesaret edemiyordu. Emre’nin nefesi ağırlaşmıştı. Ayağa kalktı, banyonun kapısına yürüdü. Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Bittiğini düşündü. Her şeyin bittiğini. Emre gidecekti. Bu yalanı kaldıramayacaktı.

Ama Emre durdu. Kapı kolunu tuttu ama dönmedi. Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. “Neden şimdi Elif?” diye sordu, sesi kısık ve derinden geliyordu.
Elif’in gözlerinden yaşlar sicim gibi akıyordu. “Murat… Beni tehdit ediyor. Artık dayanamadım Emre. Her şeyimi kaybedeceğimi biliyorum ama… Artık bir saniyeliğine bile olsa bu yalanla yaşamak istemiyorum.”

Emre yavaşça Elif’e döndü. Gözleri yaşlı, kalbi paramparçaydı. “Nasıl? Nasıl sakladın benden bunca zaman? Nasıl… O yaşlı adam… Ne oldu ona?”
“Polis hiçbir şey bulamadı. Faili meçhul kaldı. Murat’la o gece anlaşmıştık. Her şeyi unutacaktık. Yeni bir hayata başlayacaktık. Ben de öyle yaptım. Seni tanıdım, sana aşık oldum. Her şeyi geride bırakmak istedim ama… Ama geçmiş peşimi bırakmadı.” Elif hıçkırıklarla sarsılıyordu.

Emre, ağır adımlarla Elif’e yaklaştı. Önünde diz çöktü. Elif’in ellerini tuttu. “Sevdiğim kadın… Sen bunları yaşarken benim yanıbaşımda nasıl durdun? Nasıl taşıdın bu yükü tek başına?” Elif’in gözlerinin içine baktı, gözlerinde kırgınlık ve acı vardı ama aynı zamanda anlama çabası da parlıyordu. “Bana neden inanmadın Elif? Neden yanımda aramadın çareyi?”
Elif, başını iki yana salladı. “Korktum Emre. Seni kaybetmekten korktum. Aşkımızı, bu hayatı… Her şeyimi kaybetmekten korktum.”

Emre, Elif’i kollarının arasına aldı. Elif’in tüm bedeni titriyordu. Emre, yıllardır içinde biriktirdiği bu sırrın Elif’i nasıl yiyip bitirdiğini, nasıl bir girdaba soktuğunu o an iliklerine kadar hissetti. Bu, sadece bir sırrın açığa çıkışı değildi, aynı zamanda Elif’in yeniden doğuşuydu. Ve Emre, ne kadar kırılmış olursa olsun, Elif’in en karanlık anında, onun yanında durması gerektiğini hissetti.

“Ne yapacağız şimdi?” diye sordu Elif, sesi kısıktı.
Emre, Elif’in saçlarını okşadı. “Önce Murat’ı halledeceğiz. Sonra… Sonra ne gerekiyorsa onu yapacağız Elif. Ama her şeyi birlikte yapacağız. Artık yalnız değilsin.” Elif’in gözlerinde bir damla umut belirdi. Bu, Emre’nin onu affettiği anlamına gelmiyordu belki, ama onu terk etmediği anlamına geliyordu. Bu, karanlığın içinden uzanan bir eldi.

Ertesi gün, Elif ve Emre, Murat’ın buluşma yerine birlikte gittiler. Murat, Elif’i yalnız bekliyordu, yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. Ama Emre’yi Elif’in yanında görünce yüzündeki ifade dondu. Emre, kararlı adımlarla Murat’ın karşısına dikildi. “Murat. Elif bana her şeyi anlattı.”

Murat’ın gözleri şaşkınlıkla açıldı, ardından bir panik belirdi. “Ne… Ne anlatması? Neler oluyor Elif?”
Emre, Elif’in elini tuttu. “Artık bu şantajına bir son veriyorsun. Yıllardır taşıdığınız bu yükü kaldırmanın tek bir yolu var. O da gerçekle yüzleşmek.”
Murat’ın rengi soldu. “Ne yani, polise mi gideceksiniz?”
Elif’in sesi ilk defa bu kadar net ve güçlü çıkıyordu. “Evet Murat. Gideceğiz. Ne ceza alacaksak alacağız. Ama artık bu yalanla yaşayamayız. Sen de yaşayamazsın.”

Murat, Elif’in bu kararlılığı karşısında şaşkına döndü. Elif’in yıllardır korkudan titreyen, her şeye boyun eğen o genç kız olmadığını anladı. Emre’nin gözlerindeki sarsılmaz destekle, Elif yılların ağırlığını üzerinden atmış, ilk defa gerçek anlamda özgürleşmişti. Yıllar önce işlenen o suçun gölgesi hala üzerlerindeydi, ama artık kaçmıyorlardı. Geçmiş, bir pranga olmaktan çıkıp, yeni bir başlangıcın, acı da olsa dürüst bir hayatın ilk adımı olacaktı. Elif, Emre’nin elini sıktı ve ilk defa, uzun zamandır hissetmediği bir iç huzurla, belirsiz bir geleceğe doğru adımladı.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top