Aile Dramı

Kırık Aynalar

8 dakikalık okuma · 1225 kelime

Ayşe, sabahın erken saatlerinde yatağının kenarında, güneşin doğuşunu izliyordu. Turuncuya boyanmış gökyüzü, İstanbul’un siluetine romantik bir perde çekiyordu. Ama Ayşe’nin içinde romantizmden eser yoktu; sadece ağır, boğucu bir his vardı. Son birkaç aydır Murat, eşi, bu evdeki varlığıyla yokluğu birleşmiş gibiydi. Gündüzleri yoğun iş hayatının koşturmacası, geceleri ise yorgun bahanesiyle erkenden uykuya dalan bir gölgeye dönüşmüştü.

Telefonunun her zaman kilitli olması, mesai saatlerinin anlamsız uzaması, dudaklarına kondurduğu öpücüklerin sanki bir görevden ibaret olması… Ayşe, 16 yıllık evlilikleri boyunca Murat’ı avcunun içi gibi bilirdi. Her mimiğini, her bakışını, tereddüt ettiği her anı. Ama şimdi, karşısında duran adam bir yabancıydı. Kokusu bile değişmişti; eskiden kullandığı pahalı parfümün yerini daha baharatlı, daha keskin, daha önce hiç fark etmediği bir koku almıştı. Bu değişimleri önce iş stresine bağlamış, sonra yaşın getirdiği bir rutin yorgunluğuna yormuştu. Ama içindeki o buz gibi his, gittikçe büyüyen bir şüpheye dönüşmüştü.

O sabah, Murat duştayken, Ayşe’nin gözü komodinin üzerindeki cüzdanına takıldı. İçindeki bozuk paralardan biri, minik, gümüş bir kolye ucu gibi parlıyordu. Uzandı, parmağının ucuyla aldı. Bir çocuk oyuncağı gibi küçük, sade bir kalp figürüydü. Murat böyle süs eşyaları taşımazdı. Bir anlığına Defne’nin olabilir mi diye düşündü, ama kızı artık bu tür şeylere meraklı değildi. Kalbin bir yanı kırmızı taştan, diğer yanı sade gümüşten yapılmıştı. Ayşe’nin kalbi, bu minik nesnenin ağırlığı altında eziliyordu. İçini kemiren o iğneleyici soru şimdi bir çığlığa dönüşüyordu: “Kimden bu?”

Murat banyodan çıktığında, Ayşe kolyeyi elinde tutuyordu. Gözlerinin içine baktı. “Bu ne?” diye sordu, sesi mümkün olduğunca sakin çıkmaya çalışsa da, titrek bir tını vardı.

Murat’ın yüzündeki ifade bir an için dondu. Sonra yapmacık bir rahatlıkla omuz silkti. “Şirketteki arkadaşlar doğum günü hediyesi almışlar galiba, benimle alakası yok.”

“Doğum günün ne zaman? Geçen ay kutlamadık mı? Ayrıca bu… kadın kolyesi değil mi?” Ayşe’nin sesi yükseliyordu.

“Saçmalama Ayşe. Belki bir hediye paketinden falan düşmüştür. Abartma istersen.” Murat hızla giyinmeye başladı, bakışları Ayşe’den kaçıyordu. “İşe yetişmem lazım.”

Murat kapıyı çarpıp çıktığında, Ayşe kolyeyi avucunda sıktı. O küçük kalp, şimdi zehirli bir yılan gibi elinde kıvranıyordu. Günler, haftalar birbirini kovaladı. Ayşe, adeta bir dedektif gibi olmuştu. Murat’ın telefonuna gizlice bakma girişimleri başarısız oluyor, banka ekstrelerinde ufak tefek şüpheli harcamalar görüyordu ama somut bir kanıt yoktu. Her gece uyumadan önce yatağa yatıp tavanı izliyor, aklında bin bir senaryo kuruyordu. En acısı ise, Murat’ın ona sarılırken bile gözlerinin boşluğa baktığını, sanki başka bir yerde, başka bir hayatın içinde olduğunu hissetmekti.

Bu çaresizlik içinde sığınabileceği tek liman, en yakın arkadaşı Elif’ti. Elif, Ayşe’nin üniversite yıllarından beri can yoldaşı, sırdaşıydı. Her şeyi onunla paylaşırdı. Bir akşam kahve içmek için buluştuklarında, Ayşe, Elif’e içini döktü.

“Murat değişti Elif. Eskisi gibi değil. İçimde çok kötü bir his var.”

Elif, dikkatle dinledi, pürüzsüz yüzünde endişeli bir ifade vardı. “Ayşe’ciğim, belki de iş stresi yüzündendir. Erkekler bazen böyle olur. O kadar yıldır evlisiniz, rutine binmiş olabilir.”

“Hayır Elif. Bu başka bir şey. Kokusu değişti, gözleri değişti. Bir şeyler saklıyor benden. Hatta arabasında küçük, gümüş bir kalp buldum. Bana ait değil.”

Elif’in yüzündeki endişe anlık bir panikle yer değiştirdi, ancak hemen kendini toparladı. “Kalp mi? Allah Allah… Belki bir müşterisinin hediyesidir, ya da Defne’nin unuttuğu bir şeydir.” Sesindeki bu hafif tereddüt Ayşe’nin dikkatinden kaçmadı. Elif, konuyu hızla değiştirmeye çalıştı. “Sen kafana takma böyle şeyleri. Bak şimdi, eniştem de çok çalışıyor, işler zor bu aralar. Sen kendine iyi bakmaya bak.”

Elif’in sözleri Ayşe’yi rahatlatmak yerine, içindeki şüpheyi daha da körükledi. Elif, her zaman en ufak detayı yakalayan, Ayşe’nin hislerine güvenmesini telkin eden biriydi. Şimdi ise sanki konuyu kapatmak istiyordu. Bu, Ayşe için ufak ama önemli bir çatlaktı.

Günler sonra, Ayşe’nin aklından Elif’le olan konuşma geçmiyordu. O gün fark etmediği bir detay şimdi beyninde yankılanıyordu: Elif’in bileğinde her zaman taşıdığı o gümüş, kalp şeklindeki bileklik. Kalbin bir yanı kırmızı taştan, diğer yanı gümüşten. Tam da Murat’ın cüzdanında bulduğu minik kolye ucuna benziyordu. Ayşe’nin midesi kasıldı. Beynine saplanan o düşünce, buz gibi bir gerçek gibiydi. Hayır, olamazdı. Elif yapmazdı. En yakın arkadaşı, sırdaşı… Bu imkânsızdı.

Ama şüphe bir kez düştü mü kalbe, zehrini damla damla salar. Ayşe, Elif’i takip etmeye başladı. Önce sosyal medya paylaşımlarını, sonra iş çıkış saatlerini. Elif’in arabasını gördüğü bir gün, kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyordu. Elif, her zamanki gibi işten çıkmış, arabasına binmişti. Ayşe, yeterli mesafeyi koruyarak onu takip etti. Elif, her zamanki güzergahının aksine, şehrin daha sakin, daha kuytu bir bölgesine doğru sürüyordu. Ayşe’nin elleri direksiyonu sımsıkı kavramış, avuç içleri terliyordu.

Elif, apartmanların olduğu bir sokağa girdi ve belli belirsiz bir binanın önünde durdu. Arabadan indi, hızla etrafına bakındı ve anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdi. Ayşe, ağzı kurumuş, gözleri irileşmiş bir şekilde bekledi. On dakika sonra, aynı binanın kapısından, Murat çıktı. Üzerinde iş kıyafetleri vardı, ama kravatı gevşemiş, saçları dağılmıştı. Gözlerini ovuşturarak etrafına baktı, ardından Elif’in arabasına bindi. İkisi de aynı anda arkaya doğru bakmadan hızla uzaklaştılar.

Ayşe’nin dünya başına yıkılmıştı. Gördüğü manzara, kalbinde büyük bir boşluk açtı. Gözlerinden yaşlar süzülmüyordu; o kadar büyük bir şok içindeydi ki, sanki tüm duyguları donmuştu. Eşi ve en yakın arkadaşı… Bu, tek bir ihanet değil, binlerce küçük ihanetin birleşimiydi. Sırların, paylaşılan anıların, güvenin, dostluğun, aşkın… Her şeyin bir yalan olduğunu anlamak, nefesini kesiyordu.

Eve döndüğünde, Defne odasındaydı. Ayşe, kızına bakarken hissettiği acı, onu daha da güçlendiriyordu. Bu evin ve bu hayatın ayakta kalması gerekiyordu, Defne için. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Murat kapıdan girdiğinde, Ayşe oturma odasında onu bekliyordu. Lambalar kapalıydı, sadece sokağın ışıkları odaya loş bir aydınlık veriyordu.

Murat, Ayşe’yi görünce irkildi. “Uyudun sanmıştım,” dedi, sesinde bir suçluluk vardı.

“Hayır, uyumadım. Seni bekliyordum.” Ayşe’nin sesi buz gibiydi. “Neredeydin?”

Murat omuz silkti. “İş vardı. Demiştim sana.”

Ayşe, yavaşça ayağa kalktı. Elinde küçük, gümüş kalpli kolyeyi tutuyordu. “Bu iş mi Murat? Ve Elif’le olan da iş mi?”

Murat’ın yüzündeki kan çekildi. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Kekeledi. “Ayşe… Ben… Bu düşündüğün gibi değil.”

“Düşündüğüm gibi mi değil?” Ayşe’nin sesi yükseldi. “Arabasında bulduğum kolye ucu da, Elif’in bileğindekiyle aynı. Yalanlarının kokusu da, tenindeki başka bir kadının kokusu da, hepsi yalan mıydı? Sen… Sen benim en yakın arkadaşımla mı beni aldattın?”

Murat başını önüne eğdi. Omuzları çökmüştü. “Üzgünüm Ayşe. Çok üzgünüm. Ne yaptığımı bilmiyorum.”

“Bilmiyorsun öyle mi?” Ayşe’nin yüzünde artık sadece öfke vardı. “Peki benim bunca yıldır kurduğum, emek verdiğim bu hayatı nasıl bu kadar kolay hiçe saydın? Benden vazgeçebilirsin, bunu anlarım. Ama Elif? O benim canımdı, kardeşim gibiydi. Nasıl?”

Murat cevap veremedi. Sadece yutkundu.

Ayşe, derin bir nefes aldı. İçindeki fırtına, dışarıya sakin bir soğukluk olarak yansıyordu. “Bu evde senin için artık yer yok Murat. Yarından itibaren eşyalarını alıp gideceksin. Bu evde benimle ve Defne’yle yeni bir sayfa açacağız. Sen o sayfanın hiçbir yerinde olmayacaksın.”

Murat, gözlerini kaldırdı, içinde bir yalvarma vardı. “Ayşe, lütfen… Yapma bunu. Çok pişmanım. Düzeltebiliriz.”

“Düzeltemeyiz Murat.” Ayşe’nin sesi kesindi. “Bazı şeyler bir kez kırıldı mı, bir daha asla eski haline gelmez. Tıpkı bir aynanın parçaları gibi. Bakabilirsin, ama asla bütün göremezsin.” Elindeki kolyeyi yere fırlattı. Gümüş kalp, yerde sessizce yuvarlandı. “Ben artık bu kırık aynada kendimi görmek istemiyorum. Yeni bir ayna, yeni bir hayat kuracağım. Sensiz.”

Murat’ın gözleri doldu, ama Ayşe’nin yüzünde artık acıdan çok bir kararlılık vardı. O an anladı ki, bu kadın, karşısındaki bu yıkılmış adamdan çok daha güçlüydü. Sabah olduğunda, Ayşe odasına çıktı. Defne’nin uyuduğunu gördü. Yatağının kenarına oturdu, kızının saçlarını okşadı. Kendi kendine fısıldadı: “Korkma kızım. Annen seni koruyacak. Ve ikimiz için de yepyeni bir dünya kuracak.” İçindeki buz erimeye başlamış, yerini acı ama arındırıcı bir güç almıştı. Bu ihanet, onu yıkmak yerine, yeni bir başlangıcın habercisi olmuştu. Ayşe, kırık aynaların yerine, pırıl pırıl, yepyeni bir cam yerleştirecekti.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top