aile draması
Kirli Aynalar
Elif o sabah, güne uykusuzluğun bıraktığı ağırlıkla değil, tarif edilemez bir boşluk hissiyle uyandı. Kerem yan odada tıraş olurken suyun şırıltısı, Elif’in yatağında, yorganın pamuksu yumuşaklığına rağmen kalbine işleyen bir rahatsızlığa dönüştü. Oysa her şey normaldi, değil mi? Aynı ev, aynı adam, aynı İstanbul sabahı. Ama Elif’in ruhu, kapısı aralık kalmış bir odanın esen rüzgarı gibiydi, içeri giren soğuk her şeyi donduruyordu.
Pencereden süzülen solgun güneş, yatak odasının duvarlarını okşarken, Elif’in gözü komodinin üzerindeki cüzdana takıldı. Kerem’in cüzdanı. Normalde orada durmazdı, çoğu zaman işe giderken cebine koymayı unutmazdı. İçinde ne olduğunu merak etmedi bile. Gözü, cüzdanın yanındaki küçük, siyah bir USB belleğe kaydı. Nereden çıkmıştı bu? Kerem teknolojik aletlere düşkün değildi, belgelerini ya mail atar ya da bir bulutta saklardı. Bu USB’nin varlığı, Elif’in içindeki boşluk hissini hafif bir merak fırtınasına çevirdi. Ne kadar saçma, diye düşündü, bir USB bellek yüzünden mi bu huzursuzluk?
Oysa bu his, birkaç haftadır Elif’in peşini bırakmayan bir gölgeydi. Kerem’in ani iş seyahatleri artmış, telefon konuşmaları kısık sesle yapılmaya başlanmıştı. Akşam yemeklerinde, Elif işinden bahsederken Kerem dalgın dalgın dinler, cevapları hep geçiştirme olurdu. Elif, Kerem’in yeni bir projesi olduğunu düşünmüş, belki de onu şaşırtmak istediğini sanmıştı. Onun bu yeni, gizemli hallerini, tutkulu bir heyecana yormuştu. Kendini ne kadar da aldatmış, diye geçirdi içinden.
USB belleği eline aldı. Soğuk, hafif ve anlamsız. Duş sesi kesildiğinde, panikle elini çabucak yorganın altına soktu. Kerem odaya girdi, havlu belinde, saçları nemliydi. Elif’e bir öpücük kondurup, “Günaydın, canım,” dedi, sesi her zamanki gibiydi ama gözlerinde, Elif’in yeni fark ettiği bir tedirginlik vardı. Elif “Günaydın,” diye mırıldandı, “geç mi kalıyorsun?” Kerem aceleyle giyinirken, “Evet, bir toplantım var, çok önemli,” dedi. Sonra kapı kapandı, Kerem her zamanki gibi hızlıca çıktı evden. Elif yatakta bir süre daha uzandı, içindeki boşluk hissi şimdi merakla birleşmiş, buz gibi bir şüpheye dönüşmüştü.
Elif, yıllar önce kurduğu ve büyük emeklerle büyüttüğü tasarım atölyesi “İpek Kozası”nın sahibiydi. Atölye, onun ikinci evi, her bir ilmekte, her bir tasarımda ruhunun izlerini taşıyan bir cennetti. En yakın arkadaşı Cemre ise, atölyenin belkemiği, finansal ve idari işlerin başında duran, Elif’in sağ koluydu. Onlar, üniversite yıllarından beri ayrılmaz ikiliydi, iş hayatında da birbirlerini tamamlamışlardı. Cemre, pratik zekası ve titizliğiyle Elif’in hayalperest ruhuna denge getiriyordu. Aralarındaki güven, yılların ve paylaşılan zorlukların çimentosuyla örülmüştü.
O gün atölyeye gittiğinde, Cemre’ye Kerem’deki bu garip değişimlerden bahsetmek istedi. Ama Cemre de dalgındı, her zamanki neşesi yerini gergin bir sessizliğe bırakmıştı. “Kerem’de bir şeyler var,” dedi Elif öğle arasında, “Bana bir şey anlatmıyor, sürekli iş seyahatleri…” Cemre başını salladı, gözleri bilgisayar ekranına sabitlenmişti. “Erkekler böyledir Elif. Streslidirler. Belki yeni bir yatırım yapıyordur, seni endişelendirmek istemiyordur.” Sesinde, Elif’in içini rahatlatmaktan çok, bir şeyi geçiştirme çabası vardı. Elif bu sefer daha da huzursuz oldu. Cemre’nin Kerem’e karşı hep bir mesafesi olmuştu, bu kadar savunmacı olması garip gelmişti.
Akşam, Kerem eve döndüğünde yorgundu ama nedense bu yorgunluk, önceki günlerin aksine, daha az gerginlik taşıyordu. Hatta Elif’le daha çok ilgilendi, gününü sordu. Elif o an, sabahki şüphelerinin ne kadar yersiz olduğunu düşündü. Belki de gerçekten çok yorulmuştu Kerem, ya da ona sürpriz yapmak istiyordu. Tam bu düşüncelerin huzur verici kollarına bırakmıştı ki kendini, Kerem’in cüzdanı aklına geldi. Ve içindeki USB bellek.
Kerem uyuduktan sonra, Elif sessizce yataktan kalktı. Mutfaktan bir bardak su alıp salona geçti. Bilgisayarını açtı, kalbi hızla çarpıyordu. USB belleği taktı. İçinde sadece tek bir klasör vardı: “Yeni Proje”. Klasörü açtığında, karşısına çıkan belgeler Elif’i dondurdu.
Bunlar, Kerem’in adıyla alınmış banka dekontları, yüksek meblağlı kredilerin ödeme planları ve Elif’in atölyesi “İpek Kozası”nın hisse devir sözleşmeleriydi. Sözleşmelerin birinde, Elif’in imzası vardı ama bu imza, Elif’in kendi elinden çıkmamıştı. Daha da kötüsü, bir ortaklık anlaşması vardı. “Yeni bir iştirak”, “Ortaklar: Kerem Demir ve Cemre Kara.”
Elif’in boğazı düğümlendi. Sanki tüm hava akciğerlerinden çekilmişti. Gözleri belgelerde gezindikçe, her bir kelime bir hançer gibi kalbine saplanıyordu. Kerem, onunla evli olan adam. Cemre, canından çok sevdiği arkadaşı, iş ortağı. İkisi bir araya gelip, Elif’in sırtından, ondan habersiz, onun imzasını taklit ederek, atölyesini riske atmışlardı. Elif’in hayatının her tuğlasını tek tek ördüğü İpek Kozası’nı, geleceğini. Beyni uğuldamaya başladı. Gördükleri bir kabus olmalıydı.
Sabah Kerem uyandığında, Elif mutfakta, gözleri şişmiş, yüzü bembeyaz bir şekilde onu bekliyordu. Önündeki masada, tüm belgeler, USB bellek, birer birer serilmişti. Kerem, Elif’in yüzündeki ifadeyi görünce anladı. “Elif, ben… açıklayabilirim.” sesi titrek ve cılızdı.
“Neyi açıklayacaksın Kerem?” Elif’in sesi, kendi kulaklarına bile yabancı geliyordu. Buz gibi, donuktu. “Bana ait olan atölyeyi, benim imzamı taklit ederek, birileriyle ortak yapmanı mı? Hem de en yakın arkadaşımla?”
Kerem’in yüzü soldu. “Elif, dinle lütfen. Büyük bir fırsattı. Benim de bir şeyler başarmak istedim. Senin gölgende kalmaktan sıkıldım. Cemre de bu konuda çok hevesliydi. Sana söyleyecektik, ama proje henüz netleşmemişti. Sana sürpriz yapmak istedik.”
“Sürpriz mi?” Elif acı bir kahkaha attı. “Sen buna sürpriz mi diyorsun? Hayatımı, geleceğimi, yılların emeğini benden habersiz ipotek etmek mi sürpriz? Kerem, benimle evlisin! En yakın arkadaşım Cemre! Nasıl yaparsınız bunu bana?”
Kerem yere bakıyordu, suçluluğu tüm varlığını kaplamıştı. “Biliyorum, hata ettim Elif. Ama Cemre… O ısrar etti. Büyüyeceğimizi, daha çok kazanacağımızı söyledi. Benim de gözüm kamaştı, kabul ettim. Ama sen olmadan asla yürütmezdim bu işi.”
Elif’in gözleri doldu. Cemre. Her şeyde güvendiği Cemre. Bu işte Kerem’i kışkırtan, belki de planın asıl mimarı oydu. “Cemre’yi arıyorum şimdi. İkimiz de burada, üçümüz konuşacağız.”
Cemre’nin sesi telefonda neşeliydi, sanki hiçbir şey olmamış gibi. “Elif’im, nasılsın?”
“Eve gel Cemre,” dedi Elif, sesi sakin ama keskin. “Şimdi. Çok önemli bir şey konuşmamız gerekiyor.”
Cemre’nin sesi bir an tereddüt etti. “Şimdi mi? İşlerim çok yoğun…”
“Şimdi Cemre. Yoksa tüm bu belgeleri gazetelere gönderirim. Ve avukatlarıma.”
Yarım saat sonra Cemre kapıdan girdi, yüzünde sahte bir gülümseme ve endişe karışımı bir ifade vardı. Kerem, kanepede çökmüş, başı ellerinin arasındaydı. Elif ise dimdik ayaktaydı, kalbi acıdan paramparça olmuş, ama iradesi çelik gibiydi.
“Neler oluyor Elif?” diye sordu Cemre, bakışları Kerem’e kaydı.
“Sen neler olduğunu çok iyi biliyorsun Cemre,” dedi Elif, elindeki belgeleri masaya bırakırken. “Bu ne?” diye sordu, Kerem’in taklit edilmiş imzasının olduğu bir hisse devir sözleşmesini göstererek. “Ve bu? Kerem Demir ile Cemre Kara’nın yeni iştiraki mi? İpek Kozası’nın fonlarını kullanarak?”
Cemre’nin yüzündeki maske düştü. Gözleri dehşetle açıldı. “Elif, ben… Sana anlatacaktık. Bir yanlış anlaşılma var.”
“Yanlış anlaşılma mı?” Elif’in sesi yükseldi. “Yıllardır sırtımı dayadığım arkadaşımın, kocamla birlikte beni soyup soğana çevirmeye çalışması mı yanlış anlaşılma? Hayatımı, rüyalarımı çalmak mı yanlış anlaşılma?”
Cemre hıçkırarak ağlamaya başladı. “Elif, lütfen. Kerem çok sıkışmıştı. Bir yatırımda battı. Bana geldi. Ne yapacağını bilmiyordu. Birlikte bir çıkış yolu aradık. İpek Kozası çok iyiydi, biliyorsun. Bu parayı kullanarak yeni bir proje başlatabilirdik, geri öderdik. Daha çok kazanırdık hep birlikte…”
“Benden habersiz mi?” Elif öfkeyle haykırdı. “Benden ve benim imzamı taklit ederek mi? Kerem’in açgözlülüğünü, senin ihanetini mi kutlayacaktık?”
Kerem başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı. “Elif, çok pişmanım. Beni affet. Cemre haklı, çok büyük bir borcum vardı. Sana söyleyemedim. Korktum. Her şeyi kaybedeceğiz sandım. Cemre bir yol gösterdi, ben de körü körüne inandım.”
Elif, ikisinin yüzüne birer birer baktı. Kerem’in pişmanlığı, Cemre’nin sahte gözyaşları. Mideleri bulandı. Yılların emeği, güveni, sevgisi, bir anda çamura batmıştı. Evlilikleri, dostlukları, işleri, her şey bir anda bir yalan yığınına dönüşmüştü.
“Şimdi ikiniz de beni dinleyin,” dedi Elif, sesi soğuk bir kararlılıkla doluydu. “Kerem, bu evden gidiyorsun. Hemen. Ve boşanma davası açıyorum. Tüm bu belgelerle birlikte. Ne kadar parayı batırdıysanız, hepsini geri alacağım. Sen Cemre, İpek Kozası’na bir daha asla adımını atamayacaksın. Hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Ve seni hayatımdan, hafızamdan sileceğim.”
Cemre’nin ağlaması daha da şiddetlendi. Kerem şaşkınlıkla Elif’e baktı. “Elif, yapma bunu. İkimizin de hayatı mahvolur.”
“Zaten mahvoldu Kerem,” dedi Elif. “Ama benim sayemde değil, sizin yüzünüzden. Ve ben bu molozların altından kalkacağım. Ama sizinle değil. Asla.”
Kerem ve Cemre, Elif’in karşısında çaresizce duruyorlardı. Yılların biriktirdiği güven, bir çift kirli el tarafından paramparça edilmişti. Elif o an, hayatındaki tüm aynaların sahte birer yansıma olduğunu, yüzünü güneşe dönerken gölgelerinin bile ona ait olmadığını fark etti. O sabah uyandığı boşluk hissi, şimdi keskin, acı veren bir gerçeğe dönüşmüştü. Ama bu gerçekle yüzleşmek, belki de yeni bir başlangıcın ilk, acıtan adımıydı. Yalnız, ama kendi ayakları üzerinde dimdik duran bir Elif’in başlangıcı.
