aile draması

Gözlerdeki Sessiz Çığlık

8 dakikalık okuma · 1471 kelime

O gece, mutfakta soğuyan mezeler, Murat’ın kahkahaları ve Can’ın gözlerindeki o tanıdık hüzün, Elif’in yıllardır üzerine titrediği dünyayı tuzla buz etmeye yetmişti. Peynir tabağındaki kurutulmuş domatesler, Murat’ın annesinin tarifiyle yaptığı mercimek köfteleri, Ayşe’nin çocuk odasından gelen hafif mırıltıları… Her şey olması gerektiği gibiydi. Mükemmel. Belki de bu kusursuzluk, Elif’in ruhunda büyüyen çatlağı daha görünür kılıyordu.

Murat, Can’ın yeni projesini dinlerken gözleri parlıyordu. İki çocukluk arkadaşı, otuzlu yaşların sonunda, hayatlarının en verimli dönemindeydiler. Murat mühendislik firmasında yükselmiş, Elif’le evlenip bir kız çocuğu sahibi olmuştu. Can ise daha serbest, daha sanatsal bir ruha sahipti. Mimaride kendi imzasını aramış, şehirde adından söz ettiren butik projelere imza atmıştı. Çekingen mizacı, derin bakışları ve kelimelerle ifade edemediği bir duygu yoğunluğu vardı. Elif bunu hep fark etmişti, ama kocasının en yakın arkadaşıydı Can. Kardeş gibiydiler. Bu hissin bir anlamı olamazdı, olmamalıydı.

“Bak Canım, bu projen biraz riskli. Şu maliyet analizini bir daha gözden geçirelim,” dedi Murat, pratik zekasıyla Can’ın hayallerine adeta somut sınırlar çizerek.
Can gülümsedi. “Hayat riskli değil mi zaten, Murat? Bazen bir sıçrama yapmak gerekir.” Gözleri bir an Elif’in gözleriyle buluştu. O bir an, sıradan bir akşam yemeğinin ötesinde, sessiz bir itiraf gibiydi. Elif’in kalbi istemsizce hızlandı. Su bardağını eline aldı, titreyen parmaklarını gizlemeye çalıştı.

Elif ve Murat on iki yıldır evliydiler. Aşk evliliğiydi. Murat iyi bir adamdı, sadık, çalışkan, Ayşe’ye düşkün bir baba. Ama hayatları bir rutine dönüşmüştü. Sohbetleri iş, çocuk, faturalar üzerineydi. Elif’in okuduğu kitaplar, dinlediği müzikler, resim kursunda yaptığı denemeler Murat’ın dünyasının dışındaydı. Oysa Can, Elif’in bahsettiği her detayı dinler, sorular sorar, kendi yorumlarını eklerdi. Birkaç hafta önce, Elif’in bahsettiği bir fotoğraf sergisine bizzat kendisi gitmiş, dönüşte Elif’i arayıp izlenimlerini saatlerce anlatmıştı. O telefonda, Elif uzun zaman sonra ilk defa gerçekten duyulduğunu hissetmişti.

Yemek bittikten sonra, Murat koltukta uykulu gözlerle televizyon izlerken, Can, Elif’e mutfakta yardım etmeyi teklif etti. Bulaşıkları makineye yerleştirirken, Can’ın eli Elif’in eline çarptı. Kısa, masum bir temas. Ama Elif’in içini elektrik çarpmış gibi titretti.
“Yorgun görünüyorsun, Elif,” dedi Can, sesi her zamankinden daha alçaktı.
“Rutine bağlandım galiba,” diye mırıldandı Elif, başını çevirerek. “Her gün aynı döngü.”
Can elindeki tabağı tezgaha bıraktı. “O döngüyü kırmak da senin elinde değil mi?”
Elif ona baktı. Gözlerinde ne bir ima, ne bir yargı vardı. Sadece derin bir anlayış. İşte o an, Elif’in savunmaları çökmeye başladı. Murat’la aralarında oluşan görünmez duvarın, Can’la aralarında adeta bir köprü kurulduğunu hissetti.

Sonraki haftalar, sanki görünmez bir el tarafından örülmüş gibi ilerledi. Can, Murat’la iş konuşmak bahanesiyle daha sık gelir olmuştu. Bazen Ayşe’yi okuldan alırken rastlaşırlar, Elif’i bir kahveye davet ederdi. O kahvelerde, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi, saatlerce konuşurlardı. Elif, Can’ın edebiyat, tarih, felsefe bilgisinden etkileniyordu. Can ise Elif’in hayata dair gözlemlerine, sanatçı ruhuna hayranlık duyuyordu.
Bir gün, bir şehir parkında, bankta oturmuş konuşurlarken, Can cebinden küçük, yıpranmış bir not defteri çıkardı. “Bazen, aklıma gelenleri yazıyorum,” dedi çekinerek. Defteri Elif’e uzattı. Elif’in okuduğu dizeler, Can’ın iç dünyasının bir yansımasıydı. Hüzünlü, melankolik ama umut dolu. Bir şiir, Elif’in çocukluğuna dair bir anısını anlatıyordu sanki.
“Bunlar… çok güzel,” dedi Elif, sesi titreyerek. “Neden yayınlamıyorsun?”
Can omuz silkti. “Kendi dünyamda kalsınlar istiyorum. Her şeyin açıklanması gerekmez.” Gözleri tekrar Elif’in gözlerini buldu. “Bazen, bazı şeyler sadece iki kişi arasında anlam kazanır.”
O anda, Elif anladı. Anlamak istemediği, yıllardır bastırdığı o his, artık yüzeye çıkmıştı. Bu bir çekimden öteydi; ruhsal bir bağ, akıl almaz bir uyumdu.

Bir ay sonra, Can’ın işi gereği şehir dışında bir konferansa gideceği bir hafta sonu, Murat ve Ayşe de babaannesini ziyarete gitmişlerdi. Elif evde yalnızdı. Akşam, telefonuna Can’dan bir mesaj geldi: “Konferans çok sıkıcı. Keşke burada olsaydın, seninle saatlerce bu şehrin eski sokaklarında dolaşabilirdik.”
Elif’in kalbi küt küt atmaya başladı. Yatak odasının penceresinden dışarı baktı. İstanbul’un ışıkları sanki ona göz kırpıyordu. Ona cesaret veriyordu. O an, kararını verdi.
“Keşke ben de orada olsaydım,” diye yazdı, parmakları titreyerek.
Bir saat sonra, Can Elif’in apartmanının önündeydi. Taksiye atlayıp yanına oturduğunda, Elif’in nefesi kesildi. Konuşmadılar. Sadece birbirlerine baktılar. Elif, Can’ın gözlerinde kendi çaresizliğini, kendi arzularını görüyordu.
Gittikleri otel odasında, yaşananlar bir rüya gibiydi. Yasak, günahkâr, ama aynı zamanda tarifsiz bir huzur veriyordu. Elif, yıllardır hissetmediği bir canlılığı hissetti bedeninde, ruhunda. Can’ın dokunuşları, sözleri, bakışları, onun tüm eksik parçalarını tamamlıyordu. İlk öpücük, adeta beklenen bir yağmurun kurak toprakla buluşması gibiydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Can’ın kollarında uykuya dalarken, Elif’in aklında sadece tek bir düşünce vardı: “Bu yanlış. Ama doğru hissettiriyor.”

Eve döndüğünde, sanki başka bir kadın olmuştu. Aynı Elif’ti ama değildi. İçinde bir sır, kalbinde bir fırtına taşıyordu. Murat’a sarıldığında, Ayşe’yi öptüğünde, vicdan azabı keskin bir bıçak gibi saplanıyordu göğsüne. Ama Can’la geçirdiği her an, o bıçağın acısını dindiriyordu.
Gizli buluşmalar başladı. Bazen iş çıkışı bir kahve, bazen şehir dışına kısa kaçamaklar. Her buluşma, Elif’i biraz daha bu ilişkinin derinliklerine çekiyordu. Murat’ın ilgisizliği, onun bu “kaçışını” kolaylaştırıyordu. Murat, Elif’in son zamanlardaki neşesini, parlaklığını “demek ki kendine daha iyi bakıyor” ya da “iş yerinde terfi mi aldı?” gibi yüzeysel yorumlarla geçiştiriyordu. Elif bu duruma hem minnettar hem de tiksinmişti.

Bir akşam, Elif ve Can, eski bir mahallede, daracık bir sokaktaki küçük bir balıkçıda oturuyorlardı. Loş ışık, fısıltılı müzik. Elif, Can’ın elini tutarken gözlerinin içine baktı. “Ne yapıyoruz biz, Can?”
Can’ın yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. “Bilmiyorum, Elif. Sadece… sensiz yapamıyorum.”
“Murat… Ayşe…” Elif’in sesi titredi. “Onları nasıl incitirim?”
“İncitmeyeceğiz,” dedi Can. “Bu bizim sırrımız. Sadece bize ait.”
Ama Elif, her geçen gün bu sırrın altında ezildiğini hissediyordu. Yemek masasında Murat’ın gözlerine bakmak, Ayşe’nin masum gülüşüne tanık olmak işkence gibiydi. Ailesine ihanet ediyordu. Kocasının en yakın arkadaşıyla. Bu durum, onu kendi gözünde alçaltıyordu.

Bir hafta sonu, Ayşe hastalanmıştı. Ateşi vardı. Elif tüm gece başında bekledi. Murat da endişeyle yanlarındaydı. O gece, bir anlığına, Elif her şeyi bırakıp koşmak istedi. Can’a. Ama Ayşe’nin uykusunda mırıldanışını duyduğunda, anladı. Bu hayatı öylece bırakıp gidemezdi. Ayşe onun hayatının merkezindeydi.
Sabah olduğunda, Ayşe’nin ateşi düşmüş, rengi gelmişti. Elif, kızı için her şeye katlanmaya yemin etti. Yasak aşka da, vicdan azabına da. Ama bir karar vermesi gerekiyordu. Bu ilişkiyi bitirecekti.

Can’ı aradı. “Konuşmamız gereken önemli bir konu var. Bu akşam buluşabilir miyiz?”
Can’ın sesi endişeliydi. “Sorun ne Elif? Kötü bir şey mi oldu?”
“Hayır,” dedi Elif, yalan söylemek boğazına düğümlenmişti. “Sadece… konuşmalıyız.”
Can, her zamanki buluşma yerlerinde, şehrin en eski, en sakin kafelerinden birinde bekliyordu. Güneş batarken, sarı ışıklar sokağı aydınlatıyordu. Elif kafeye girdiğinde, Can’ın endişeli yüzünü gördü.
“Ne oldu, Elif?”
Elif, Can’ın karşısına oturdu, bakışlarını kaçırıyordu. “Can… yapamayız. Bu bitti.”
Can’ın yüzü bembeyaz oldu. “Ne diyorsun sen? Neden?”
“Çünkü yanlış. Her şey yanlış. Murat’a ihanet ediyorum, kızıma ihanet ediyorum. Kendime ihanet ediyorum. Ben böyle yaşayamam.” Elif’in sesi çatallaştı. Gözleri dolmuştu.
Can ayağa kalktı. “Elif, ben seni seviyorum. Bunu biliyorsun. Her şeyi bırakıp benimle yeni bir başlangıç yapabiliriz.”
“Yapamayız! Bizim neyimiz var ki? Birkaç gizli buluşma, fısıltılar, çalıntı anlar mı? Ben Ayşe’den vazgeçemem. Murat’tan… evimden vazgeçemem. Kendi içimde paramparça oluyorum.” Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

Elif, Can’ın sözlerine rağmen kararlıydı. İçinde bir şeyler kopuyordu ama bu acı, onu doğruya yöneltiyordu. “Bu son. Bir daha görüşmeyelim Can.”
Can, Elif’in gözlerinin içine baktı. Gözlerinde derin bir acı, tarifsiz bir hüzün vardı. “Anlıyorum,” dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “Ama bu sen de biliyorsun ki, sen de beni seviyorsun. Bu aşk gerçek, Elif. Sadece yasak.”
Elif, başını salladı. “Biliyorum. Ama gerçek aşk her zaman doğru olmak zorunda değil Can.” Ayağa kalktı, çantasına uzandı. “Hoşça kal.”
Can oturduğu yerde kalakaldı. Elif arkasını dönüp kafeden çıktı. Gözleri yaşlıydı ama adımları kararlıydı. Bu acı, onu daha güçlü yapacaktı.

Elif kafeden çıktıktan sonra, sokağın köşesinden gelen tanıdık bir silüet gördü. Murat. Elinde küçük bir buket çiçek vardı. Şaşırmıştı. Murat, kafenin önünden geçiyordu ve adımları durdu. Camdan içeriye baktı. Gözleri, Can’ın hala masada oturduğu yere takıldı. Elif’in yeni çıktığı kapı ile Can’ın oturduğu masa arasındaki mesafeyi, zihninde birleştirdi. Yüzündeki şaşkınlık yavaşça yerini donuk bir ifadeye bıraktı. Elindeki çiçek buketi hafifçe titredi.

Murat, o an, tüm o “demek ki kendine daha iyi bakıyor” yorumlarının, Elif’in son zamanlardaki parlaklığının, Can’ın onlara daha sık gelmesinin gerçek anlamını kavradı. Arkadaşı. Karısı. Gözlerinde ne bir öfke, ne bir bağırış çağırış vardı. Sadece tarifsiz bir boşluk. Elif’in gözyaşları içindeki vedalaşmasını ve Can’ın yüzündeki o umutsuz ifadeyi görmüştü. Tüm tablo, bir anda zihnine kazınmıştı.
Elif, sokağın diğer ucuna doğru yürürken, arkasına dönüp bakmadı. Murat’ı fark etmemişti. Murat da ona seslenmedi. Elindeki buket yavaşça aşağıya indi. Kafenin kapısından içeriye, Can’a baktı. Can da dışarıya, Elif’in gittiği yöne bakıyordu. İki erkek. Aynı kadını seven. Aynı acıyı farklı şekillerde yaşayan.

Murat’ın gözlerindeki sessiz çığlık, Elif’in hiç duymayacağı bir yankıyla yankılandı sokağın duvarlarında. Eve, kızı Ayşe’nin yanına gidecekti. Elif de gelecekti. Her şey aynı görünecekti. Ama artık hiçbir şey aynı değildi. O gece, Elif yasak aşkına veda ettiğini sanırken, Murat da kendi içinde bir hayata veda etmişti. Ve bu veda, onlara asla itiraf edilmeyecekti. Bu yeni sır, üçünün de hayatını, görünmez iplerle, sonsuza dek birbirine bağlayacaktı.
Elif evine dönerken, bir yükten kurtulmuştu ama kalbinde bir boşluk vardı. Bilmiyordu ki, o boşluğun yanı sıra, evine, kendi sırrından çok daha ağır bir başka sırla dönüyordu. Her şey bitmişti. Ya da yeni başlamıştı.

← Kitaplığa dön

Scroll to Top